Temmuzun son cumartesisi de geldi işte... Temmuz biterken yapılan genel uyarı: - Sıcaklara dikkat!
* * *
Yarın yurt genelinde sıcaklar, mevsim normallerinin üstünde ve 40 derece olacakmış; hatta bazı yerlerde 40’ın da üstünde...
* * *
Ülke düzeyindekilerden vazgeçtik, sadece İstanbul’u kaplayan “Dikkat” uyarılarının bir dökümü yapılsa; acaba nasıl bir matrakoloji çıkardı karşımıza?
* * *
Ciddiyet zırhlarına bürünmüş nutukçular, bürokratlar, yorumculara karşı; sadece İstanbul’daki “Dikkat” uyarılarının dökümü, esprili bir Boğaz esintisi gibi, gönüllerde yer çekimsiz gülücükler çizerdi.
* * *
Özellikle Riva ve Şile’ye doğru uzanan ormanlık bölgelerde; “Dikkat” uyarıları; “kışla” ile “doğa” arasında 2’ye bölünmüş.
* * *
“Dikkat! Askeri araç çıkabilir.”
“Dikkat! Karaca çıkabilir.”
* * *
Çitlerle çevrilmiş, çiftlikimsi bir yerin önünde ise:
- Dikkat! Buraya çöp dökenler, kadın erkek çocuk ayırdedilmeden dövülür; diye yazıyordu.
* * *
Kentin içindeki yol ve caddelerde ise en çok rastlanan uyarı:
- Dikkat! Yol inşaatı, yahut doğalgaz boru hattı çalışmaları...
* * *
Bendenizin çocukluğunda da, bir türlü bitmezdi özellikle kaldırım çalışmaları...
Bugün de, sökülüp sökülüp yeniden yapılan kaldırım çalışmalarına rastladıkça; eski zamanlara ait bir kaymakamın, “Dahiliye Nezareti”ne çektiği bir telgrafla, aldığı yanıt geliyor aklıma.
* * *
Kaymakam, Dahiliye Nezareti’ne çektiği telgrafta:
- Terfi zamanım geldi, maaşıma zam rica ediyorum, diye yazmış.
* * *
Nezaret’ten gelen yanıt da şöyle:
-Bir müteahhit bulup, devam edin yol inşaatına...
* * *
Çocukluğumdan beri sürüp giden kaldırım yapma, yahut kaldırım yenileme çalışmaları...
* * *
Vaktiyle işsiz güçsüz, sokaklarda dolaşıp duranlar için de, bolca tekrarlanan bir halk deyimi vardı:
-Kaldırım mühendisi, denirdi.
* * *
Eski zamanların “kaldırım mühendisliği” de, değişe değişe; çeşitli nedenlerden ötürü, bir öfke yıldırımına dönüşmüş gençlerin, sokak kavgalarında kaldırım taşlarını sökmesine dönüştü...
* * *
Günün, ekranlara yansıyan manzarası; barikatların kurulması, dükkânların camının çerçevesinin indirilmesi, arabaların ateşe verilmesi, kaldırım taşlarının sökülmesi ve ortalığın bir “savaş alanına” dönüşmesi...
* * *
Bu yüzden de, TV kanallarındaki açık oturumlarda, “Dikkat” uyarıları yaygınlaşmakta...
* * *
Henüz daha otobanların bazı ilçe sapakları başına:
- Dikkat! İlçede çatışma var, uyarıları konmuş değil.
Ama zaten, ajans haberleri yapıyor gerekli uyarıyı.
* * *
Gerekli uyarılar yapıla dursun; referandum kampanyasında da polemikler, sertleştikçe sertleşmekte.
Militerlerin rütbe sorunu ise, yorum üstüne yorum doğurmakta.
* * *
110 yıl önce, İttihatçılar henüz daha iktidara gelmemişken, durum acaba nasıldı?
* * *
O zamanlara ait de, yine bir kaymakam fıkrasını anımsıyorum.
Akdeniz kıyılarındaki bir kasabanın kaymakamı; Akdeniz’de bir geminin battığını telgrafla “Dahiliye Nazırı’na” bildirirken, Nazır’ı biraz da dangalak yerine koyan bir üslup kullanmış:
-Bahr-i Sefid’de, yani Akdeniz’de; bir sefine, yani bir gemi; gark oldu, yani battı.
* * *
Nezaret’ten, kaymakama telgrafla da şu yanıt gelmiş:
- Azledildiniz, yani siktiredildiniz.
* * *
Geçen yüzyılda, “Türkçe ile Osmanlıca” arasındaki çalkantıya dikkati çeken, bir de mizahi bir tekerleme var:
-Bab-ı Ali kapısından, mürur edip geçerken, tesadüfen rast geldim, bir tek atlı süvariye...
* * *
Konuşulan Türkçenin, 300-400 kelimeye düştüğü gözlendiğinde, dilde de bir çalkantı var; deprem beklentilerine kulak kabartıldığında, yerde de bir çalkantı var; kutuplaşmaların kesinleştiğine bakıldığında, toplumda da bir çalkantı...
* * *
Çalkantı üstüne çalkantı ve “Dikkat” uyarıları üstüne, “Dikkat” uyarıları...
* * *
“Dikkat! İtfaiye çıkabilir” uyarısı az.
Kaldırımlarda kapağı alınmış “rögar” boşlukları içinse, hiç uyarı yok.
* * *
Dadaloğlu’nun ruhuna selam olsun:
Düşen düşsün, kalan yaya bizimdir;
Nutuklar onların, maya bizimdir.
* * *
Günün uyarısı, artan ve daha da artacak olan sıcaklar üstüne...
Bilmem ki ne yapsak?
* * *
Hoş kim biliyor ki ne yapacağını, sadece biliyormuş gibi yapıyor.










Terazinin iki kefesi... Kuzey ile Cemre... Cemre ile Barış... Bakalım hangisi ağır basacak ?