Özellikle genç kızların omuzlarıyla dirsekleri arasındaki “dövmeler” dikkat çekici.
Duyduğuma göre, vücutlarının görünmeyen taraflarına “dövme” yaptıranlar da bir hayliymiş.
* * *
“Dövme” modası, sadece genç kızlarda değil, genç erkeklerde de epeyce ve tüm dünyada yeni kuşakları kaplayan bir yaygınlıkta.
Neden acaba?
* * *
Eski zamanlarda “dövme”, özellikle denizcilerin meraklı olduğu bir yiğitlik simgesiydi.
Çünkü “dövme” yaptırmaya dayanmak, kolay değildi.
* * *
“Dövmeci ustaları”, erkeklerin kollarına, yahut sırtlarına önce özel bir kalemle ya bir gemi çıpası, ya bir aslan çiziyor; sonra da bir iğneyi derinliğine batıra batıra kanlar akıtarak gidiyorlardı o resimlerin üstünden...
* * *
İnsanın sırtına, yahut koluna yüzlerce kez derinliğine batıp çıkan bir iğnenin acısı...
Ve ustalar; yine özel bir mürekkep gezdiriyorlardı, iğneyle de kanatılmış çıpa, yahut aslan resmi çizgilerinin üstünden.
* * *
Vücut, o mürekkebi emiyor ve “dövme” gerçekleşiyordu.
* * *
Vaktiyle yiğit görünmek isteyen adamın biri de; “dövmeci”ye gitmiş ve sırtına bir “aslan dövmesi” yapılmasını istemiş.
* * *
“Dövmeci ustası” aslan resmini çizip, ilk iğneleri batırmaya başlayınca, adamdan bir feryat kopmuş:
- Ay ay ay ay...
* * *
Sonra da sormuş ustaya:
- Aslanın neresini yapıyorsun, diye?
Usta:
- Kuyruğunu, demiş.
- Bırak kuyruksuz olsun.
* * *
Bu kez iğneler sırta çizilen resmin başka bir yerine batıp çıkmaya başlamış.
Ve yine adamdan çığlıklar:
- Ay ay ay ay...
* * *
Ustaya tekrar sormuş yiğitliğe özenen adam:
- Bu kez neresini yapıyorsun aslanın?
- Yelesini...
- Bırak yelesiz olsun.
* * *
Eski yiğitlik gösterileri; artık kızlı erkekli genç kuşaklarda, sıradan bir moda...
* * *
Adının “1 Mayıs Meydanı” olarak değiştirilmesi tartışma konusu olan Taksim’den, geçtiğim çok oluyordu ama; yıllardır oturup bir kafeterya masasından, Meydan’ı izlediğim yoktu.
* * *
Çeşit çeşit binlerce insan gelip geçiyordu Meydan’dan...
Acaba aralarında; oturdukları semtlerin, yahut sokakların adlarının, oralara neden yakıştırılmış olduğunu bilenler var mıydı?
* * *
Dolapdere, neden “Dolapdere”; Tarlabaşı, neden “Tarlabaşı”; Beyoğlu, eden “Beyoğlu”; Beşiktaş, neden “Beşiktaş”tı?
* * *
İstanbul’un semt, cadde ve sokak adlarının bir dökümü yapılsa; acaba nasıl ve ne özellikte bir tablo çıkardı ortaya?
* * *
Bir yanda Davutpaşa, bir yanda Etiler, bir yanda Vatan Caddesi, bir yanda Kılıç Sokak...
* * *
Taksim Meydanı’nda bir başka dikkatimi çeken nokta da, hiçbir erkeğin “fötr şapka” giymediğiydi.
* * *
1925 yılında Gazi, Türkiye’yi de “çağdaş uygarlık düzeyine eriştirme amacıyla” Kastamonu’ya gitmiş ve başındaki fötr şapkayı çıkarıp; halka göstererek:
- Buna şapka derler, demişti.
Bir “şapka devrimi” yapmıştı.
* * *
O tarihlerde Ankara’da bir İstanbul gazetesinin muhabiri olan Mecdi Sadreddin; “şapka devrimi” yapılacağını duyduğu için, çok daha önceden bir fötr şapka bulup giymişti başına.
* * *
Ankara’daki İstiklal Mahkemesi Başkanı, “Kel Ali” adıyla ünlü, Ali Çetinkaya da; Mecdi Sadreddin’in ortalıkta fötr şapkayla dolaşma züppeliğine kızmış ve kendisini içeri tıkmıştı.
* * *
Birkaç gün sonra da Kel Ali, Gazi’nin Kastamonu’da bir “şapka devrimi” yaptığını öğrenince; alelacele Mecdi Sadreddin’i kodesten çıkartarak fötr şapkasını da alıp kendi başına giymiş ve öyle gitmişti Gazi’yi Ankara garında karşılamaya...
* * *
Bugün ise fötr şapka giyen erkek hiç kalmamış gibiydi.
Yiğitlik “dövmesi”nin yerini de, kızların da yaptırdığı sıradan “çıkartma dövmeler” almıştı.
* * *
İyi ki “dövme” modası 1925’te yoktu.
Şayet olsaydı, kim bilir kimler; kırsal kesimi de çağdaşlaştırmak isterken, kürsülerden kollarındaki dövmeleri göstererek:
- Buna “dövme” derler diye bağıracaklardı.
* * *
Taksim Meydanı’nı seyretmek epey eğlenceliydi.
Yan masada oturan gencecik bir kız da; karşısındaki kız arkadaşına, annesiyle anneannesinden neler çektiğini anlatıyordu.
* * *
O gencecik kız için de, annesiyle anneannesi; Türkiye’nin sorunlarından çok daha önce geliyordu.










Survivor'da Alp'in final hesapları