MagazinRSS
Tümü
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Orhan Veli, “İstanbul’u Dinliyorum” adlı şiirine: İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı
Diye başlar.
*  *  *
Bendeniz de, gözlerim açık olarak dinliyorum İstanbul’u.
Bir yanda motosikletlerin aşırı bir gürültüyle patlayan egzoz sesleri, bir yanda arabaların korna sesleri, bir yanda çöp kamyonlarına dökülen çöp bidonlarının gümbürtüleri, bir yanda geçit bulamayan ambulansların canavar düdükleri...
Ve bir yanda da, İstanbul’un neresine gidersen git, bitmeyen elektrikli matkap sesleri; zırrr, zırrrr, zırrr, gırrr, dırrr...
*  *  *
Bitmeyen bir inşaat yapımı, bitmeyen bir inşaat yıkımı ve bitmeyen yol çalışmaları...
*  *  *
Enseyi karartmayalım, kalkınma sesleri bunlar...
İstanbul’un kalkınması nedense bir türlü tamamlanamıyor.
Bektaşi Babası’na:
-Fahişelerin çocuğu neden olmaz, diye sormuşlar.
-Biri yapar, öteki de bozar ondan, demiş.
*  *  *
Geçtiğimiz cumartesi gece yarısını geçe, Kabataş’tan başlayan “Meclis-i Mebusan Yokuşu”nda meyhane müşterileriyle, taksi şoförleri arasında öyle bir kavga çıktı ki, Allah Allah...
*  *  *
Meyhaneden çıkan yaşlıca bir adamla eşi, bir taksi durdurmuşlardı.
Taksiye, yaşlıca adamın hemen peşinden gelen 3-4 kişilik çakır keyif dostları da binmek istedi.
Şoför hiçbirini almak istemedi ve tam gaza basacağı sırada, reddedilen müşteriler, taksinin önünü kestiler ve şoförün kapısına hücum ettiler.
*  *  *
Şoför cep telefonuyla, yokuşun üst başındaki taksi durağından arkadaşlarını çağırmış olmalı ki, 5-6 kişi koşarak taksinin yanına indi ve tam bir sokak kavgası başladı.
*  *  *
Eşiyle meyhaneden çıktıktan sonra taksiyi ilk durduran yaşlıca adam da kavgaya katılmaya çalışıyor, eşi ona engel olmaya uğraşıyordu.
Kadının ince sesi duyuluyordu:
-Sen karışma ne olur...
*  *  *
Derken efendim çakır keyif müşterilerden biri, tekrar meyhaneye girdi ve elinde bir satırla dışarı çıkıp, öyle saldırdı şoförlere...
*  *  *
O sırada bir motosikletle birkaç özel araba çıktı yukarıya, kavgaya aldırmadan...
*  *  *
Bir süre sonra da 2 polis arabası göründü ve kavgaya karışanlar çil yavrusu gibi dağıldı.
Taksi şoförü de, yardımına gelenleri arabasına alıp, yan sokaklardan birinde kayboldu.
*  *  *
Enseyi karartmayalım, dünyadaki büyük kentlerde de sık sık oluyor böyle sokak kavgaları.
*  *  *
Sadece aramızdaki fark -Prof. Dr. Eser Karakaş’ın bir açıklamasından öğrendiğime göre- Fransa’da adam başına düşen yıllık et tüketimi 70 kg., bizde 7 kg.
Balık tüketiminde ise yılda adam başına 4 kg. düşüyor bizde, Japonya’ da 120 kg.
*  *  *
Neyse, Afganistan da, epey bir gelişme kaydetti demokraside.
Geçtiğimiz pazar, orada da seçimler yapıldı.
Demokrasiye en büyük katkı da; yolu, suyu, elektriği bulunmayan dağ köylerine, seçim sandıklarını sırtlarında taşıyan Afganlı eşeklerden geldi.
Her ne kadar Taliban, seçmenleri korkutup öldürerek, demokrasiyi engellemeye kalksa da; zamanla elbet oralar da kalkınacak.
*  *  *
Bu tür konuları garson dostlarla konuştuğum da oluyor.
Bir ilçe belediye başkanı ile bir kaymakamın; bir ana belediye başkanı ile bir valinin aylık gelirlerinin ne olduğunu, ne onlar biliyor, ne de bendeniz.
Hangisinin hangi görevleri üstlendiği konusu da, epey karışık.
*  *  *
Garson dostlarla ahbaplık ederken onlara:
-Bir adam ıssız bir adaya düşse, “şerefli” olup olmadığı nasıl anlaşılır, diye de sordum.
Şimdiye dek hiç düşünmemişler böyle bir konuyu.
*  *  *
Birkaç hafta önce, sivrisineklerle bulaşan ve ölümcül olan” Avrupa-Nil virüsü”nün bizde de can almaya başladığı açıklanmıştı.
Referandum sonuçları üstüne yapılan yorumlar, bir kıyıya süpürüp götürdü o konuyu.
*  *  *
Daha önce de, kenelerden bulaşan, “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi”nin bizde de sık görülmeye başlandığı açıklanmıştı.
Hâlâ daha öyle bir hastalığa rastlanıyor mu, rastlanmıyor mu; kimsenin bildiği yok.
*  *  *
Domuz gribi”ne karşı aşılanma gerektiği uyarıları ise, fiyaskoyla sonuçlandı. Domuz gribi korkutmacasına karşı, aşı satışlarından “Dünya Sağlık Örgütü”nün de içine kaydığı, milyarlarca dolarlık bir vurgun olmuş.
*  *  *
Kuş gribi” ne karşı önlem alınırken de; kaç yüz milyon tavuk imha edildi. Tehlikeli kenelerin de o yüzden çoğaldığı söylentileri dolaştı durdu. Çünkü tavuklar yok edemez olmuşlar keneleri...
*  *  *
Enseyi karartmayalım, 16 milyon çocuğumuz okula başladı. 40 milyon da gencimiz var, 28 yaşından küçük...
*  *  *
Mehmet Ali Birand’dan öğrendiğimize göre; gençlerimizden Başkent’te inşaat işçiliğiyle geçinenlerin bir bölümü; çalışıp bitirdikleri bir sitenin yapılarını, damlarına çıkarak ateşe vermişler.
*  *  *
Belediyeye ait öyle bir sitenin kurulmasını, bir “inşaat şirketi” üstlenmiş. İnşaat şirketi de, bir taşeron firmaya; taşeron firma da, bir başka taşeron firmaya havale etmiş işi.
*  *  *
Ve sonuncu taşeron firma, 6 aydır ödemiyormuş çalıştırdığı işçilerin parasını.
İşçiler de kızmışlar, yaptıkları binaların damlarına çıkarak, bir kısmını yakmışlar.
*  *  *
Bir tatava, bir tatava; yarısı ızgara, yarısı tava...
Gözlerim açık dinliyorum İstanbul’u; zırrr...dırrrr...gırrr...zırrr...

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010