Nedense halk deyimleri de bir hayli gariptir bizde: - Kendi düşen ağlamaz, denir.
* * *
Bu deyim, aile büyüklerinin uyarılarına kulak asmadan evlenen, kısa bir süre sonra da sızlanmaya başlayan gençler için, aile büyüklerinin:
- “Oh olsun, sen büyük sözü dinlemez misin...” anlamında; “gençleri küçümseyen” nasırlı bir tavırla, çok rahat kullanılır.
* * *
Ancaaaak...
Örneğin -yakıştırma ve yapıştırma bir etiketle- “Devlet’in zirvesi”ndeki bir toplantıda; tutuklanıp, hakkında dava açılmış bir militer için, kim kalkar da:
- Kendi düşen ağlamaz, diyebilir?
* * *
Halk deyimlerinden bir iki tane daha:
- Etme bulma dünyası... Çalma kapımı, çalarlar kapını...
* * *
Bu deyimler, Kozmos’un “etki-tepki” diyalektiğini yansıtan deyimler de olsa; gözaltına alınmış militerlerden hangisi:
- Kendim ettim, kendim buldum; yahut çaldım kapılarını, çaldılar kapımı der?
* * *
180 yıl önceki Prusya militarizminin, hâlâ daha ağırlaşmış bir gölgesi var üstümüzde...
Çok yıldızlı bir “apolet”, bir dokunulmazlık kalesi sayılmış bizde.
* * *
Bir halk deyimi daha, bu seferki siyaset üstüne:
- Ya devlet başa, ya kuzgun leşe...
* * *
Sürekli Yeniçerilerin kazan kaldırmasıyla geçmiş bir Osmanlı tarihinde; Saray entrikalarının çevirdiği ruleti özetleyen bir deyim:
- Ya devlet başa, ya kuzgun leşe...
Ya başıma “devlet kuşu konar”, ya da “ hapı yutarım”, leşime kargalar konar anlamına...
* * *
Övünmeli “resmi tarih”, öyle bir mıknatıs koydu ki, -askeri okullar da dahil- eğitim örgütlenmesindeki pusulaların içine; “çağdaş uygarlık düzeyine varma çabası”, şaşkın ördeğin kıçından dalmasına benzedi.
* * *
Necip Fazıl:
- Salaklık bulaşıcıdır, derdi; salak birinin yanında, sen de salaklaşmaya başlarsın.
* * *
Salaklığın bulaşmasını önlemek için de, bir aşı bulunabilir mi acaba; domuz gribi korkusuna karşı, milyarlarca dolarlık kazanç sağlamış olan aşıya, benzemeyen bir aşı?
* * *
Hazine’den geçinmeli mesleksiz “mevki sahipleri”nin, adını hiç anmadıkları padişahlardan birini, örneğin III. Mustafa’yı ele alsak...
* * *
2 cemrenin de artık düşmüş olduğu bir tatil sabahında; salaklığa karşı da bir aşı aranışına, eğlenceli bir yardımda bulunmuş olur muyuz acaba?
* * *
III. Mustafa, III Ahmet ile Mihrişah Sultan’ın oğluydu.
Mihrişah Sultan, soyu sopu belli olmayan ve rivayetlere göre kökeninin Fransız, asıl adının da Janette olduğu söylenen bir Harem cariyesiydi.
* * *
1757’de, 40 yaşında tahta çıktı III. Mustafa; aklını 3 şeye taktırmıştı:
1- Yıldız falınaÖ
2- Kürk satan esnafın kazancına...
3- Sadrazam yaptığı kişilerin parasına...
* * *
Padişah III. Mustafa, çevresindekilere sürekli, kürkçülerin ne kazandığını sorardı.
* * *
En sonunda kürkçülerin kendisinden daha zengin oldukları kuruntusuyla da, Osmanlı ülkesinde kürk giymeyi yasakladı.
* * *
Ne var ki kürk satıcıları da, o kadar saftirik değildiler. Düşündüler taşındılar, Saray’a bağlı aracılarla Padişah’ın eğilimlerini yokladılar ve bir heyet halinde huzura çıkarak, kürk yasağının kaldırılması koşuluyla, her ay Padişah’a 20 bin altın haraç vermeyi önerdiler.
Öneri onaylandı, kürk yasağı da kaldırıldı.
* * *
III. Mustafa’nın babası III. Ahmet, Patrona Halil ayaklanması sonucunda tahttan indirilmişti. Oğlu III. Selim ise, Kabakçı Mustafa ayaklanmasında tahttan indirilmiş ve siyasal bin bir ayak oyunu sonucu öldürülmüştü.
* * *
Bütün bunların geçmişte kaldığı gerekçesiyle, üstüne kül dökmek rahatlatıcı görünse de; ola ki, bulaşıcı bir salaklığa karşı, iyi bir aşının formülü de, eski Saray fırdöndülerinin içinde bulunmakta.
* * *
26. Padişah olan III. Mustafa, 17 yıllık iktidarı sırasında 2 sadrazamdan birinin kafasını kestirmişti, ötekini de boğdurtmuştu.
* * *
Azledildikten sonra kafası kesilen Sadrazam, Bahir Mustafa Paşa idi. idam edildikten sonra da tüm servetine III. Mustafa el koydu.
* * *
Sadrazam Yağlıkçızade Mehmet Emin Paşa ise, orduya yeterli yiyecek bulamadığı ve askerden kaçmaları önleyemediği için azledilerek boğduruldu.
Onun da malına mülküne III. Mustafa el koydu.
* * *
Bütün bu kararlar da hep, Padişah’ın pek meraklı olduğu yıldız falına bakıla bakıla alınmıştı.
* * *
Övünmek için kuşak kuşak, yalanla çimentolanmış merdivenlerden çıkmaya muhtaç olmak da pek akıllıca sayılamayacağından; bulaşıcı bir salaklığa karşı bir aşı arantısında yarar var elbet...
* * *
Hadi bir dörtlük oturtmaya çalışalım biz de, cumartesi hatırına:
Toplumun gençtir yaşı,
Kimse olmasın şaşı.
Dangalaklık artmasın,
Bulmak gerek bir aşı.
* * *
Bir de ufak bulmaca:
- Kimler geldi içine etti, kimler de üstüne tüy dikti?










‘Bayan Tatmin’ olursa ‘Bay Tahmin’…