2 aylık Kangal cinsi bir köpek, uzun bir zincirle tasmasından bir ağaca bağlanmış. Karşısındaki bankta, orta yaşlarda sevecen yüzlü bir erkek, 2 aylık Kangal’la öylesine bir ahbaplık kurmuş ki...
* * *
Bankta oturan adam, başını sağa çevirdiğinde Kangal da çeviriyor; sola çevirdiğinde Kangal da çeviriyor.
* * *
Şayet banktaki adam, karşılıklı ahbaplığı azıcık gevşetirse; Kangal zincirini gererek ona doğru bir hamle yapıyor ve havlamaya başlıyor:
- Hadi devam edelim oynamaya, gibilerden.
* * *
İNSAN’la, dünyada yaşayan başka canlılar arasında da, gizemli bir ilişki var gibi sanki.
Atlar, sahiplerini tanıyor, ahırlarının yollarını da biliyorlar.
Köpekler, hemen anlıyorlar kendilerini kimin sevip sevmediğini; kediler de öyle...
* * *
ABD’de Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin, malum ve mahut “Ermeni Tasarısı”nı nasıl oylamış olduğu haberi, bakalım ne tür başlıklarla yayınlanacak bugünkü gazetelerde?
* * *
Bankta tek başına oturmuş 2 aylık Kangal’la ahbaplık eden adam ve Ankara-Erivan arasında bir türlü kurulamayan dostluk.
* * *
20-25 yıl süreceğe benzeyen bir çalkantı döneminden sonra Ankara’nın ne Kürt sorunu kalacak, ne Ermeni sorunu, ne Kıbrıs sorunu, ne Ege sahanlığı sorunu, ne Anayasa sorunu, ne çifte başlı yargı sorunu...
* * *
Bütün bu sorunların şimdiye dek bir türlü çözümlenememiş olmasının da, bir takım nedenleri olmalı.
* * *
Bu nedenler arasında, kestirmeden bir hamasetçilikle kimlerin “aferin” aldığı ile “aferin” almayı kimseye kaptırmak istemeyenlerin; birbirlerinin ayaklarına taktıkları pranga belli olsa bile, ekonomik açıdan nelere mal olduğu asla bilinmemekte.
* * *
Bir yanda atıp tutmanın cakası:
- Tepemizi attırmasınlar, fena yaparız.
* * *
Bir yanda “gerçekçi” olmaya kalkıldığında; “vatana ve millete ihanet”le suçlanma kaygısı.
* * *
Bir yanda da “ekonomi bilincinden, hukuk bilincinden, tarih bilincinden” yoksun yığınlar...
* * *
Ve sonuç:
- En iyi çözüm, çözümsüzlüktür; benden atlasın da, nerde patlarsa patlasın...
* * *
Tuzla’da Balıkçı Mustafa’nın beslediği özel bir martı var; her yıl 3’üncü cemre de toprağa düştükten biraz sonra, gelip kanat çırpmaya başlıyor lokantanın önündeki caddede...
* * *
Leylekler gelmeye başlamış Köyceğiz’e de...
O leylekler, nasıl da hiç şaşırmıyorlar eski yuvalarını...
* * *
“Yer” küresi üstünde yaşayan canlıların kendilerine özgü düzenleri ve 7 milyar da insan...
* * *
Bir de depremler ve yanardağlar var.
Yanardağların içindeki enerji, kanalize edilebilseydi trafo merkezlerine...
Ne çare ki, “yer” küresi üstündeki hiç bir “fiziksel madde ve bileşim” dayanıklı değil o enerjinin sıcaklığına.
O nedenle de, o sonsuz enerji, kullanıma kapalı.
* * *
20-25 yıl süreceğe benzeyen bir çalkantı döneminden sonra; Londra da Türkiye’de yaşayanların olacak, Paris de, Atina da...
* * *
Nasıl ki İstanbul da, İzmir de, Konya da, Kars da, Erzincan da; İngiltere’de, Fransa’da, Yunanistan’da yaşayanların olacak...
* * *
Böylesi bir değişim, asla engellenemeyecek bir değişim...
* * *
2110 yılının 4 Mart’ında, ABD’deki Temsilciler Meclisi’nin Dış İlişkiler Komitesi, yine sürdürecek mi “Ermeni Tasarısı”nın oylanmasını?
* * *
100 yıl sonrasından kime ne?
Peki, kimler, bugünkü sorunlarla uğraşmaktan kar etmekte, kimler zarar etmekte?
Süre dursun yorum üstüne yorumlar...
* * *
2 aylık Kangal’ın zinciri biraz daha uzatıldı ve Kangal, karşısındaki bankta tek başına oturmuş, kendisiyle ahbaplık eden adamın dizleri arasına sokularak, kendisini okşatmaya başladı.
* * *
Bir yanda “burjuva enternasyonalizmi”nin, TV ekranlarından taşan reklam şatafatı; bir yanda siyasetçi ve sivil-asker bürokrat savurganlığını tokatlayan “küresel ekonomik kriz”; bir yanda 28 yaşından küçük 40 milyon genç; bir yanda da, pek bir işe yaramadığı anlaşılan üniversite eğitimi...
* * *
Bir bankta tek başına oturmuş, dizleri arasındaki 2 aylık Kangal’ı okşayan adamın az ötesindeki yoldan, peş peşe paytak paytak yürüyerek geçen ördekler...
* * *
3’üncü cemre de toprağa düştü.
Düştü ama ne demişler:
- Mart ayı, dert ayı, demişler. Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır, demişler.
* * *
Birer hafta arayla cemreler düşe durdu. Elbet de bilmiyorlardı:
- Düşenin dostu olmaz, hele bir yol düş de gör, dendiğini.
* * *
Karlı bir soğuk dalgasının geldiği söylenmekte; neyse ki milli maçta Honduras’ı yendik.
* * *
Yetmez mi, adam olana çok bile...










Adını Feriha Koydum 59. ve 60. bölümden kalemimize nasip olanlar...