MagazinRSS
Tümü
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Vaktiyle yaşı 50 ile 60’ı geçmiş olan köşe yazarları, hemen her ramazan ayında eski ramazanları yazarlardı.
* * *
Bundan 50 yıl önce Milliyet gazetesindeki çalışma odalarımızın yan yana olduğu Refi Cevat Ulunay; o kadar ballandıra ballandıra anlatırdı ki eski ramazanlarda, Şehzadebaşı’nda “Direklerarası” semtindeki kendine özgü şenlikleri; aklınıza bile gelmezdi o şenliklerde neden pek kadın bulunmadığı ile o sırlarda Beyoğlu’nda nasıl yaşandığı...
* * *
“Alaturka”,”alafranga” kutuplaşması; Sultan Abdülmecit’in Tanzimat Fermanı’na kadar uzanan çok eski bir kutuplaşma...
* * *
Bugün de “tatilciler”den alafrangaların, ne kadar umurunda eski ramazanlar ile ramazanların en yenisi?
* * *
Hazine’den geçinmeli mesleksiz yüksek “Mevki sahipleri”nin; Tanzimat ve Servet-i Fünun şairleriyle yazarları, ne kadar umurlarındaysa...
* * *
Oldum bittim her kuşak için hayat kendisiyle başlıyor ve en önemli olan da, bireylerin kendi hayatı...
* * *
Acaba farkına varmadan, ortak bir koşullanmanın içine de düşmüyorlar mı; birtakım bireysel ve özel açmazların bunalımlarını da çekmiyorlar mı?
* * *
Türkiye’de 43 milyon kişinin dişlerini fırçalamadığı saptandı.
Dünkü Radikal’in 1’inci sayfasındaki bir haber başlığı da şöyleydi:
Şanlıurfa’da 350 bin kişi okuma yazma bilmiyor.”
* * *
Bu, şimdi toplum için bir kader mi; yoksa son 90 yılda yüksek “mevki sahipleri”nin saltanatlı bir hayat süregelmelerini sağlamaya yarayan bir şans mı?
* * *
Vaktiyle köşe yazarları asla böyle konulara değinmezlerdi.
Değinen olursa da belasını bulurdu.
* * *
Yusuf Ziya, bazı bencil dostlarından yakınırken:
-Kendinden başka hiç kimseyi düşünmeyen biri o, derdi; karanlıkta yere düşürdüğü 5 kuruşunu, senin 100 liranı yakarak ışığında arar.
* * *
Bencillik konusunda aynı tür bir saptamanın, 250 yıl önce de yapılmış olduğunun farkında değildi, Yusuf Ziya.
250 yıl önce Chamfort adındaki ünlü bir düşünür de:
-Egoistlik, diyordu, kendi yumurtasını pişirmek için, sizin evinizi yakmaya kalkmaktır.
* * *
Osmanlıcada, “bencil”in karşılığı “hodkâm”; “diğerkâm” ise, “başkalarını da düşünen” anlamına...
* * *
Şimdi eğlenceli bir soru:
-Politikacılar ne kadar “hodkâm”, ne kadar “diğerkâm”dırlar?
* * *
Gerçi genç kuşaklar, yine umursamayacaklar böyle bir soruyu ama; ola ki yine de böyle bir kıskacın içinde yaşayacak ve belki yaşamlarını da böylesi bir kıskaç biçimlendirecek...
* * *
Hazır ramazan vesilesiyle Refi Cevat’tan da söz açmışken, gelelim şimdi de hiç değinilmemiş bir konuya.
* * *
1924 yılında Ankara Büyük Millet Meclisi, “rejim düşmanı” olarak adlandırdığı 600 kişinin yurt dışına sürülmesi için bir yasa çıkardı.
* * *
Lozan Konferansı sırasında, yurt dışına sürülecek 600 kişinin, 150 kişiye indirilmesi empoze edildi.
Ve 600 kişilik liste, 150’ye indirildi.
* * *
O 150 kişi içinde Osmanlı Padişahı da vardı, Padişah’ın ailesi de, paşalar da, nazırlar da, diplomatlar da, işadamları da, şairler de, gazeteciler de, yazarlar da...
* * *
1938 yılında ise, 150 kişinin yurt dışına sürülmesini gerektiren yasa yürürlükten kaldırıldı.
* * *
Listede bulunanlardan Refi Cevat, Refik Halit, Tarık Mümtaz Göztepe, Rıza Tevfik gibi bazı edebiyat ve yazı adamları geri döndüler ve yeniden yazılar yazmaya, eserler vermeye başladılar.
Bazıları ise geri dönmedi.
* * *
Şimdiye dek hiç dokunulmamış olan konu ise, başlangıçta listeye alınan o 600 kişinin kimler olduğu...
* * *
Bu alanda da objektif bir belgesel yapılsa; sanırım tatilciler de, genç kuşaklar da ilgilenebilirler böyle bir belgeselle...
* * *
Acaba yurt dışına sürülenlerden kimler neler çekti; neler çekti Rıza Tevfik, neler çekti Refik Halit, neler çekti Refi Cevat v.s...
* * *
Gerçi ondan sonra da bir hayli şair ve yazar tıkıldı içeriye, ama onlar genellikle yazma olanağını buldular neler çektiklerini...
150’lik listesinden olanlar, pek değinmediler neler yaşadıklarına...
* * *

Eski ramazanlar artık kimseyi ilgilendirmese de, ramazanla ilgili Bektaşi fıkraları öyle değil; hâlâ dolaşıyor ağızdan ağıza...
* * *
Bektaşi’yi ramazanda bir tavuk dolması yerken yakalamışlar:
-Saçından sakalından utan, demişler; herkes oruç tutarken, sen burada tıkınıp duruyorsun.
* * *
Bektaşi Babası da, başını kaldırmış:
-Ramazan gider, yine gelir, demiş; ama Baba erenler bir gitti mi, bir daha zor gelir...
* * *
Vazgeçtik Bektaşi Babası’nı; kimler ne naneler yemedi ki şu bir türlü “gelişmiş” olamayan ülkede...
* * *
Keşke:
-Yemediği nane kalmadı, denenlerin de; bir listesi yapılabilseydi...

 

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010