O dedi, bu dedi, ne dedi, şey dedi... Neyse “gece”yle, “gündüz”ün uzunluğu önümüzdeki pazar denkleniyor ve “geceler” kısalmaya başlıyor.
Kimsenin tartışmaya kalkmayacağı bir konu, şükürler olsun.
* * *
Şu şöyle olsa, bu böyle olsa...
Bendeniz çocukluğumdan bu yana bir ömür boyu hep “olan”la, “olması istenen” arasındaki dertleşmeleri, tartışmaları, çatışmaları dinleyip izledim.
Kim dinleyip izlememiştir ki?
* * *
Başı sıkışık olanlara, hesap vermekten kaçınan sorumlu kişilerin ise yanıtı yine hep aynıydı:
- Biraz sabır... Sabretmek gerekiyor... Sabrın sonu selamet...
* * *
Ünlü bir halk deyimi de:
- Sabreden derviş, muradına ermiş, diyordu.
* * *
Necdet Rüştü ise, 70 yıl önce “sabır önerme” reçetesine iyice bozulduğu bir gün, şöyle yazmıştı:
Yüzüne vururlar aybını elin,
Hiç kendi suçunu gören olur mu?
Kabahat kız olsa, etseler gelin,
Acaba gerdeğe giren olur mu?
Bu hasis devirde yetmişlik ninem,
Diyor ki: Altınla süslensin sinem!
Mahşerde maaşlı olsa cehennem,
Atını cennete süren olur mu?
Kaide değişti: Sabreden derviş,
Murada ermeden bir gün gebermiş.
Aslanın ağzından et almada iş;
Lokmayı kolayca veren olur mu?
* * *
Şanımız şerefimiz, onurumuz gururumuz, atalarımızın kanıyla sulanmış olan bu topraklar; “El mi yaman, Bey mi yaman” hepsi tamam da...
Neden acaba bizim folklorumuzla, atasözlerimiz arasında “muz” meyvesi yok?
* * *
Bilmiyorum bunu merak etmiş bir Belediye Başkanı, yahut bir militer, yahut bir parlamenter, yahut bir bahçıvan var mı?
* * *
Yunus Emre:
Çıktım erik dalına
Anda yedim üzümü
Diyor.
* * *
Bir halk şairi:
Bir dalda iki ceviz,
Aramız derya deniz,
Sen orada ben burda,
Ne bet kaldı ne beniz
Diyor.
* * *
Saklambaç oyununda ise, şifreler malum:
- Elma dersem çık, armut dersem çıkma.
* * *
Birkaç da atasözü:
Yarım elma, gönül alma...
Üzümünü ye, bağını sorma...
Elmayı soy da ye, armudu say da ye...
Armudun sapı, üzümün çöpü...
* * *
“Muz” üstüne, ne bir tekerleme var, ne bir “mani”, ne bir halk deyimi...
* * *
16 milyon aileden oluşan Türkiye’de 53 milyon cep telefonu var, 8 milyonu aşkın da motorlu araç...
Acaba hayatında hiç muz yememiş olanlar da var mı?
* * *
“Muz” örneği, eğlenceli bir örnek...
Şimdiye dek hiç aklımıza gelmemiş konuların bir listesi çıkarılabilse...
Sivillerimiz de, militerlerimiz de apışıp kalır mıydı, kalmaz mıydı?
* * *
Bir de akla gelip de, bir türlü gündeme gelmeyen konular var:
- Son 80 yılda, Hazine’den geçinmeli mesleksiz “mevki sahipleri”nin, yönetilen yığınlara kaça mal olduğu gibi...
* * *
Necdet Rüştü, 70 yıl önce de azıcık değinmiş bu konuya:
Mahşerde maaşlı olsa cehennem,
Atını cennete süren olur mu?
* * *
Bugün durum nasıl acaba?
* * *
Napoleon, Fransa’nın dışında yaşayan ve siyasetle hiçbir ilgisi bulunmayan Duc D’Enghien’i salt aristokrat olduğu için yakalatmış ve Vincennes ormanlarında kurşuna dizdirmişti.
* * *
O akşam da Paris’te bir balo varmış ve fısıltı gazetesi hemen duyurmuş haberi.
Napoleon’un Dışişleri Bakanı Talleyrand da balodaymış.
* * *
Talleyrand’a sormuşlar, çok genç ve günahsız D’Enghien’in neden kurşuna dizildiğini.
* * *
İşte Talleyrand’ın yanıtı:
- Çok dangalakça, ama öyle...
* * *
Yıldız parkında, Malta Köşkü’nün üstündeki lokantanın terasından bakıldığında; batmakta olan güneşin son ışıkları, Boğaz’ın Asya yakasını o kadar ılık bir pembeliğe dönüştürüyor ki; insan binlerce cana ve milyarlarca dolara mal olan siyasal dangalaklıkların, ister istemez dışına çıkıyor ve “muz”un artık sokaklarda da bol bol satılmakta olmasına şükrediyor.
* * *
Ah bir de, sabahın erken saatlerinde sırtıma giydiğim yün kazağın önündeki fermuar kolayca kapanıverse de; hemen bir araya gelebilse iki yakası...










Survivor'da Alp'in final hesapları