İzinden, geziden dönenlere sorarlar: “Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat!”
Bu sefer, kimse sormadan, biz söyledik...
Erich Maria Remarque’nin ünlü romanı gibi:
“Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok!”
Her şey bizim yıllar önce altını çizdiğimiz usul ve yönteme uygun gelişiyor.
Biz ne demiştik?
“Çalınan para cepte kalır/Dikilen kaçak yapı, yerinde kalır/Akan kan yerde kalır.”
* * *
Bu üç tespite hayır diyen varsa kendisini tatmin etsin, bizim karnımız tok!
Terörde nereden nereye geldik?
“Kürt yoktur, onlar dağ Türkleridir, karda yürürken ayaklarındaki kızaklar kart kurt ettiği için onlara Kürt derler” safsatasından taşeron lafına geldik...
PKK, taşeronmuş, yani patron başkaymış, bunlar saldırıları patron adına yapıyorlarmış.
Peki, kim bu taşeron, kim bu taşeronun patronu, kim söylüyor?
“Kör İrfan’ın” kahvesinden “Hurşit ağa” söylemiyor, Başbakan söylüyor...
Madem söyledi, kim olduklarını da açıklasın, 11 aziz şehidin kanı yerdeyken kim bunlar öğrenelim.
Başbakan baklayı ağzından çıkarmalı. PKK, Amerika’nın mı taşeronu, İsrail’in mi taşeronu, Avrupa’nın mı taşeronu bunu bilmek hakkımız değil mi?
* * *
Kimden korkuyoruz, bir “one minute”le tepe taklak ettiğimiz İsrail’den mi?
Her ne kadar “Mavi Marmara” baskınında öldürülen 9 vatandaşın hesabını hâlâ soramadıysak da, cuma namazını Kudüs’te kılacağımızı müjdeleyen “daimi mütebessim” Dışişleri Bakanımız varken, kimden korkacağız?
Sayın Başbakan lütfen kızıp bağırmadan, mahalle alışkanlıklarınızı frenleyerek cevap verin, kim bu taşeron?
Eğer, devlet sırrı değilse...
* * *
Sayın Başbakan’a göre bazıları “Arapları” hiç sevmiyorlar, o kadar ki köpeklerine bile “Arap” adını takıyorlar.
Şimdiye kadar üç köpek besledik, hiçbirinin adı “Arap” değildi, ama “Arap” tahkir veya tezyif edici bir sıfat değildir, üstelik bütün zencilere de yanlış olsa bile “Arap” lakabı takılır, “Boksör Arap Abdi”, Beşiktaş’ın efsane yöneticisi “Arap Sadri” gibi...
Onun için, köpeklere Arap adı takılması hakaret değildir.
* * *
Oysa Araplar, Türklere hakaret için sokak köpeklerine, Osmanlı valisinin adını vermişlerdi.
1. Cihan Savaşı’nda, o bölgenin tüm yetkili kumandanı olan Cemal Paşa, anılarında Arap kardeşlerimizin marifetlerini yazar:
“Suriye ve Beyrut’ta Arap istiklali çığırtkanları o kadar çoğalmış ve hükümet de o kadar zayıflamıştı ki, Beyrut’ta bazı küstahlar sokak köpeklerinin boynuna valinin ismi olan Ebubekir Hazım levhasını asacak kadar cüret gösteriyorlardı.”
İşte “Arap kardeşlerimizin” tarihinden bir sayfa...
Vali Ebubekir Hazım Bey de kim bilir misiniz?
Edebiyatçı ve köşe yazarı Oktay Akbal’ın büyük babası.
* * *
Sayın Başbakan PKK’nın taşeron olduğuna inanıyorsa, inananlar olduğuna da inanıyorsa, başkaları da başka şeylere inanabilir, bu da onların hakkıdır.
Mesela “Ergenekon” davasına paralel bir dava olan “Kafes Eylem Planı”nın sanıklarından emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü’nün mahkeme huzurunda verdiği şu ifadeye niçin inanılmasın?
“TSK mensuplarına yönelik psikolojik harp yürütülüyor. Ergenekon gibi bazı davaları yönlendiren üçüncü bir güç olduğuna inanıyorum. Bu güç TSK’ya her türlü çamuru atmak ve yıpratmaktan çekinmeyen organize bir ekibin eseri. TSK içerisindeki köstebekler aracılığıyla senaryolarını uygulamaya koymaktalar. Bu üçüncü gücün çok iyi organize olan, yurtdışında irtibatı olan, TSK’dan ihraç edilmiş subaylar ile onların içerideki muhbirleri olan bir karargâh olduğuna inanıyorum.”
Üstelik bu ifade veya iddia “taşeron” gibi yuvarlak bir deyim değil, köşeli, sivri hedefleri belirli bir iddia...
* * *
Başbakan’ın, 11 şehidi toprağa gönderdikten sonra, cenaze töreninden ayrılıp sınır birliğine gelmesi ve orada askerlerle, silahlarla birlikte fotoğraf çektirmesi sizi üzdü mü?
Niye üzülelim, diyeceksiniz.
Var var üzülenler de var. Haber Türk televizyonundaki bir açık oturuma katılan Altan Tan adında bir araştırmacı Kürt “üzüldüğünü” söyledi.
Niye?
Havan topu ile barış yan yana gelir miymiş?
Başbakan hâlâ “açılım ölmedi!” desin dursun.
Açılım çoktan öldü de ağlayanı yok!
Var da aldıranı yok!










Survivor'da Alp'in final hesapları