MagazinRSS
Tümü
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Bilimsel bir değerlendirme ve öngörü, tıpkı “bir gün öleceksin” gerçeğini hatırlatmaya benzer.
Perdesi kapalı tutulmak istenen bir penceredir o.Perdesini açmaya kalktığında; can sıkar, yüz ekşitir, karamsarlıkları kabartır.
* * *
Hele hele elinde, göz ardı etmek istediğin o gerçeği, değiştirebilecek bir çaren de yoksa...
* * *
Hem eğlenceli, hem de “kendi kendini tanı” uyarısının her yanından çatlak aynasını, onarıcı bir “oyun” bulmak...
* * *
Bendeniz, değişik mesleklerdeki yakınlarıma takılmak istediğimde; böyle bir “oyun”un eğlenceli bilardosunu sokuşturmaya çalışırım çay-kahve sohbetlerine.
* * *
Ve onlara sorarım:
- Hayatınızda bir “yazı başlığı” düşündünüz mü hiç, diye?
* * *
Sonra da, ortak bir “beyin jimnastiği” yaratan örneklemelere gelir sıra.
Diyelim ki, aklımıza gelen yazı başlığı “Burun” olsun.
* * *
Bir militerin aklına böyle bir yazı başlığı gelse, acaba altına neler yazardı?
* * *
Acaba yazıya, “burun” üstüne çeşitli halk deyimlerinin bir harmanlamasıyla mı başlardı:
- Onlar ne söylerlerse söylesinler, hepsine “burun kıvırmak gerekir”. Burun kıvırmak gerekir, çünkü bu ülke bize emanet. Daha da ileri giderlerse “kırmak gerekir burunlarını”.Yok hukukmuş, yok demokrasiymiş, yok inanç özgürlüğüymüş, diye diye “burunları büyümeye başladı” hergelelerin. Bana kalsa hemen “yere sürterdim burunlarını”. Doğrusu bir takım pis kokular da çarpmıyor değil burnuma; şimdilik burnumu tıkamakla yetiniyorum ama “hımhım ile burunsuz, birbirinden uğursuz” diye de düşünmüyor değilim.
* * *
Bir “yazı başlığı” düşünmek, arkasından da sohbet konusu yapmak o başlığı...
Hem eğlenceli, hem de İNSAN’ı “yazı” ile özdeşleştirmeye çalışan bir oyun.
* * *
Siyasal bir Parti Başkanı dahi, şenlendirebilir gönlünü böyle bir oyunla.
* * *
Diyelim ki yazı başlığı “Kulak” olsun.
Bir siyasal Parti Başkanı, acaba nasıl başlardı yazıya?
* * *
Belki de şöyle başlardı:
- Yorumcular da zaman zaman iyice saçmalamaya başladılar. Tek tek “çekmek gerekiyor kulaklarını”. Neyse ki bazılarının “kulağı delik”; yakında karşımıza, daha doğrusu milletin karşısına, resmi araba alım, bakım ve harcamalarının dökümünü çıkaracaklarını duymuşlar; sanki o arabalar daha önce alınmıyormuş gibi. Neyse ki bu tür söylentiler milletin “bir kulağından girip, öteki kulağından çıkıyor”. Bazı cenaze törenlerinde, baş başa yapılan fısıltılı konuşmalarla bile, bir takım merakilerin “kulaklarını uzattıklarını” gözlüyorum. En iyisi bütün bunları “kulak ardı etmek”. Daha doğrusu, kim ne derse desin “kulak asmayacaksın”, bildiğini okuyacaksın.
* * *
Bir sofra sohbetinde böylesi bir “beyin jimnastiği” mi, eğlenceli; yoksa, İstanbul’daki Devlet Hastaneleri’nden yüzde 80’inin depreme dayanıksız olduğunu konu etmek mi?
* * *
Fazıl Hüsnü’nün alçak gönüllüğü, şairliğiyle ters orantılıydı. Yüz yıllara dayanacak bir yaratıcılığının yanında:
- Ben derdi, bir şiir zanaatçısıyım. Bir kelime söyleyin, hemen yazayım şiirini.
* * *
Bir gün Fazıl Hüsnü’ye, takılmış:
- Emin misin, demiştim; sana her söylenecek kelime için, bir şiir yazabilir misin?
- Yazarım, demişti; bak söyle sen de, ne istersen.
- Yaz öyleyse, demiştim; “Ayvaz”...
* * *
Bendenizin aklında kaldığı kadarıyla, yazmıştı galiba. O sırada yanımda olan Mehmet Altan ise, yazmaya kalktığını ama sonra vazgeçtiğini hatırlıyor.
* * *
Abdülhak Hamit döneminin şairlerinden Florinalı Nazım ise, kendisinin şiir kralı olduğunu iddia ediyordu.
50 yaşlarındayken yazdığı kitabının adı da şöyleydi; “Türk Şiir Krallığı Neden ve Nasıl Doğmuştur”.
* * *
Övünmek, kökleri hem toplumsal, hem ailevi, hem de kişisel bir eziklikle tatminsizlikte bulunan; ruhsal bir sakatlığa, bir teselli aranışıdır.
* * *
Böyle bir gerçekle yüz yüze gelmek ise; Gölcük depreminden 100 kat daha şiddetli olan Şili depreminde ölenlerin sayısını, bizim -onlarınkinden 100 kat daha hafif olan- depremde kaybettiklerimizle karşılaştırmaya kalkmak kadar acı...
* * *
Geç bir kalem...
Gazi ne demiş:
- Övün, demiş.
* * *
Fazıl Hüsnü çok alçak gönüllüydü, övünmezdi.
Bir de “Çocuk ve Allah”taki şu mısralara bakalım:
Çocuklar korkunç Allahım, yok sana ihtiyaçları;
Bebek yaparlar Haç’ları.
Aşinası değiller hatıramızın,
Severken aynı ağaçları.
* * *
Siyasetçilerimizin de, militerlerimizin de arasında bir övünme, bir övünme...
* * *
Sanırım çoğu da, 2. Dünya Savaşı sonundaki Potsdam Barış Konferansı sırasında, bizim Moskova Büyükelçimizin kim olduğunu bilmiyor.
* * *
Şayet bilseler ve Selim Sarper’in Stalin’le Molotof’a ne önermiş olduğunu merak etselerdi; övünmelerinde “endaze”yi bu kadar kaçırmazlardı belki.
* * *
Bendeniz çocukken evde kapuska piştiğinde; ortalığı hiç sevmediğim bir koku kaplardı.
O nedenle de bir ömür boyu, ağzıma bir lokma kapuska koymadım.
* * *
Oysa Solmaz, kapuskayı seviyor. Bana da nedense, siyasal gündemi hatırlatıyor; bir yazı başlığı olacak kadar.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
"Sevdim mi Tam Severim", "Narin Yarim" ve "Kusursuzsun" adlı albümler, hangi şarkıcımızın eserleridir?
Markapon
©Copyright 2010