Yıllardır bu mavalı dinledik... Hepsinin gönlünde yatan CHP idi, keşke bir oy verebilselerdi.
Niye veremiyorlardı?
Baykal yüzünden...
Baykal gitsin, hemen CHP’ye döneceklerdi.
Neredeyse “Şu Baykal’ı asmalı, kesmeli” diye yamyam dansı yapacaklardı.
* * *
Derken ummadıkları bir şey oldu...
O gitmez dedikleri, koltuğunu bırakmaz dedikleri, CHP’nin iktidara gelmesi için engel olan Baykal yoktu...
Ve istedikleri oldu?
Baykal gitti, hem de kendi isteğiyle gitti, sebebi ne olursa olsun, gitti...
Bundan daha iyi fırsat olur mu?
Peki, yeminli Baykal düşmanları nerede?
Baykal gitsin, demiyorlar mıydı?
İşte gitti, yerine kimi getireceksiniz?
Birkaçını gördük, sudan çıkmış balık gibi şaşkınlardı, bir oraya, bir buraya yalpalayıp duruyorlardı.
* * *
Bazıları taktik değiştirdiler, sanki ahlak mücahitleri:
“Baykal böyle gitmemeliydi.”
Size ne, onu da mı siz seçeceksiniz?
Bir de kendilerini sütten çıkmış ak kaşık sananlar var.
* * *
Tamam, Baykal’ın yaptığı “genel ölçülere“ uymuyor.
Kim söylüyor bunları?
İyi de “genel” olduğu kadar “özel” yanı da var, Baykal’ın tartışmaya konu olan olay özel hayata mı girer, genel hayata mı?
Olay doğruysa, bunun hesabını sadece Baykal’ın sayın eşi ve kadının kocası sorabilir.
* * *
Bir de sureti haktan görünerek, baltayı vurmak var:
“Karısına ihanet eden adama mağdur diyemezlermiş...”
1960’da Yassıada’daki “köpek ve bebek davaları”nın taraflarından biri “mağdur” değil miydi?
Yapmayın, etmeyin, kimsenin kimseden “mağduriyet” istediği yok ama, bari geçmişi unutmayın.
İhtilal mahkemesinin kürsüsüne kadın donu ve “kürtaj raporu” çıkaranlar rahmetli Menderes’i mağdur etmediler mi?
İleride her iktidar gibi Adalet ve Kalkınma Partisi de iktidardan düşünce, herhalde “Bize ne oldu?” diye sorup soruşturanlar olacaktır. Şimdiden bir ipucu, Hüseyin Çelik adına dikkat etsinler, partilerinin sözcülüğünü yapan bu zatın ağzından çıkanlara bir mim koysunlar...
* * *
Çıta iyice aşağılara indirilmeye başlandı...
Başbakan, Deniz Baykal için “Biz Meclis’te Anayasa’yı değiştirmeye çalışırken, o nerede, nelerle uğraşıyormuş!” demeye getiriyor.
Ne ince, ne zarif bir espri!
Bu espriye esprinin âlâsıyla cevap verilir ama, karşımızdaki ne Süleyman Demirel, ne de Turgut Özal...
* * *
Politikada böyle olaylar yaşanır.
Fransız meclisinde genç bir bakan konuşurken aşağıdan laf atmışlar, hem de karısını karıştırarak. Meclis karışmış, iktidar, muhalefet milletvekilleri birbirlerine girerken, karısının adı karıştırılan bakan ısrarla söz istemiş...
Tecrübeli Meclis Başkanı oturumu kapatır ve hâlâ bağırıp çağıran bakanı odasına çağırır:
“Ne istiyorsunuz, neden bağırıp çağırıyorsunuz?”
Bakan hâlâ burnundan solumaktadır:
“Ne karısı, ne karısı? Ben evli değilim ki karım olsun!”
* * *
Ve Baykal’a bizden yana bir tepki:
“Önder Sav’ın ihanetini gördükten sonra, belki size yakıştırılan bu sıfatı değiştirebilirsiniz.”
Nedir o sıfat?
Kifayetsiz muhteris!
Size böyle derlerdi.
Artık “kifayetsiz”i atın, “muhteris” kalsın...










Survivor'da Alp'in final hesapları