“Havadan sudan söz etme” küçümsense de; yağışlı havalarla taşan nehir ve çayların köyleri, kasabaları, kentleri ne hale getirdiği, yolları nasıl kapattığı malum.
* * *
“Küçümseme”lerin bedeli, bazen çok belalı olabiliyor; “ateş olsa cürmü kadar yer yakar” küçümsemesi, “ummadık taş baş yarar” sürprizinin acılı şaşkınlığıyla karşılaşabiliyor.
* * *
Ne demişler:
- Sinek de küçüktür ama, mide bulandırır.
* * *
Neyse ki meteorolojik açıdan ilkbahar yaklaşıyor, bugün ilk cemre düşüyor havaya...
* * *
Kendine özgü bir “devlet” olan Türkiye’de ise, siyasal meteorolojinin barometresi, sürekli düşmekte.
İşte dünkü Milliyet’in sürmanşeti:
“DEVLET KRİZİ
Görev ve yetkilerini Anayasa’dan alan yürütme kurumu Hükümet’le, Anayasal yargı kurumları HSYK ve Yargıtay arasında tarihin en ağır krizlerinden biri çıktı”
* * *
Posta’nın manşeti ise daha da kasırgalı:
“İÇ SAVAŞ
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Ergenekon üyesi olduğu gerekçesiyle Erzincan Başsavcısı’nı tutuklatan Erzurum savcılarının yetkilerini kaldırıp haklarında suç duyurusunda bulundu.Yargıtay ve Danıştay karara tam destek verdi.Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu topa tuttu”
* * *
“Resmi” yani “uydurma” bir tarih; ilkokullardan başlayan hamasi bir beyin yıkama ve Mussolini’nin emri gereği Alfredo Rocco’nun hazırladığı faşist İtalyan Ceza Yasası’nın, TCK’ya kopyalanmasıyla; varıla varıla nerelere varılacağını öngörmek o kadar da zor muydu acaba?
* * *
Son 80 yılda “Devlet Bütçeleri”nde en az payın neden Adalet Bakanlığı’na ayrılmış olduğu hiç mi hiç sorgulanmadı ve Bütçe’lerin nasıl kullanılmış olduğu, kamuoyu bilincinde asla billurlaştırılmadı.
Neden?
* * *
Son 80 yılda açılmış olan siyasal davalar üstünde, kaç doktora tezi yapıldı acaba Hukuk Fakülteleri’nde?
* * *
Kemal Türkler, 30 yıl önce karanlık bir cinayete kurban gittiği zaman, yeğeni 2 yaşındaydı.
Şimdi o yeğen, hâlâ süren davaya müdahil avukat olarak giriyor.
* * *
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi’nde de, en çok mahkûm olmuş devletlerin nerdeyse en başında geliyor Türkiye.
* * *
Dolmabahçe Sarayı karşısındaki duvarlara sırayla asılmış Gazi’nin fotoğraflarıyla; karda kışta yolları kapanmış köylerde yaşayanların fotoğrafları ne kadar örtüşüyor?
* * *
Gelelim şimdi Hazine’den geçinmeli mesleksiz “mevki sahipleri”nin uyarı, açıklama ve korkutmacalarına:
Yargıyı yıpratmayalım.
Türklüğe dil uzatıyor.
“Askerlikten soğutma” suçunu işlemeye kalkanlar var.
AB Türkiye’yi parçalamak istiyor.
Onların niyeti başka...
Faili meçhul cinayetlerin üstünde önemle duruluyor.
Orduyu yıpratmayalım.
Savunma harcamaları bir devlet sırrı.
Uyuştururcu kaçakçılığına karşı gerekenler yapılmakta.
Vs...
* * *
Bir de, küresel ekonomik bir kriz var.
Yeryüzündeki 4 milyar yoksul insan, modern teknolojinin üretimini değerlendirmekten çok uzak kısır bir piyasa.
* * *
Fabrikalar yeterli bir piyasa bulamadıklarından, bankalara aldıkları kredilerle faizleri ödeyemiyor ve kapanıyorlar; bankalar da iflas ediyor.
* * *
4 milyar yoksul insanın “burjuva enternasyonalizmi”yle bütünleşmesi şart.
Bu da devletlerin bürokratik harcamalarıyla savunma harcamalarını kısıtlaması zorunluluğunu getirmekte.
* * *
21. yüzyıl yepyeni bir sürecin rotasını başladı bile çizmeye.
Bu rota “yurttaşlık”tan, “dünyadaşlık”a doğru uzanmakta.
* * *
Türkiye’nin ise böyle bir rotaya uyum sağlayacak kadroları çok cılız.
Ve kimsenin yanıtını veremeyeceği bir soru:
- Rusya’nın da AB üyeliğine katılması; beklenmekte olan bir İstanbul depreminden önce mi olacak, sonra mı?
* * *
Şayet 50 yıl sonra birilerinin gözü, kazara bu satırlara değerse; bendenizi bir “avanak” olarak görürler mi, görmezler mi?
Kim bilir?
* * *
50 yıl sonraki Afganistan, Pakistan, İran, Irak, Suriye, Filistin...
Ve Türkiye...
50 yıl sonra, 28 yaşından küçük 40 milyon genç, bendenizin yaşına yaklaşmış olacak...
* * *
Korkmasınlar, enseyi karartmasınlar.
Sadece bizdeki hukukçuların çocukluklarıyla, İngiltere’deki hukukçuların çocukluklarını karşılaştırmaya çalışsınlar; hem eğlenirler, hem de bazı jötonlar düşer sloganlar furyasının beyinlerine vuran gölgeleri içine...
* * *
İlk cemre düştü havaya...
Devlet krizi tefrikası süredursun...
Süredursun, egemenlik saltanatını ele geçirme ve elden kaçırmama kutuplaşmalarıyla; siyasal bir ranttan pay kapma fırdöndüleri.
* * *
Bir orman bekçisi, ormanlar ortasından geçen ve içine girilmesi yasak olan bir derede birinin yüzdüğünü görmüş ve bağırmış:
- Hey buraya bak, yüzmek yasak orada!
* * *
Deredeki adam yanıt vermeye çalışmış:
- Ben yüzmüyorum ki, boğuluyorum.
- Sorun yok o zaman, devam edin!
* * *
En iyisi, ilk cemrenin havaya düştüğü sabah demli bir çay içerken, böyle bir fıkrayı hatırlayarak gülümsemek kendi kendine...










Survivor'da Alp'in final hesapları