Dün sabah saat 7 sularında Cihangir’de, gökler karanlık bulutlarla kaplıydı.
Öylesine peş peşe korkutucu şimşekler çakıyor ve sanki dünyanın sonu gelmişçesine, öylesine dehşetli patlamalarla sürüp gidiyordu ki gök gürültüleri...
Bardaktan boşanırcasına inen sağanak da camlara abanmış, sabah aydınlığını büsbütün sansürlüyordu.
* * *
Yemek masasının üstündeki “pancar motoru”na henüz taktığım beyaz kâğıdın başında; yine kim bilir nereleri, suların sellerin bastığı geliyordu aklıma.
* * *
Oysa hemen her sabah, “pancar motoru”ndan çıkan yazıları kendisine, -bilgisayara geçmesi için- faksladığım genç meslektaşım Hatun Kara; önceki gün yazıyı dizip bana tekrar faksla gönderdikten sonra, şöyle demişti:
- Ne olur neşeli bir şeyler yazın yarın...
* * *
Sabahın erken saatlerinde şimşekler çakar, gökler gümbürder, öfkeli bir siyasetçi nutkuna benzeyen şiddetli bir sağanak, camları döverken; neşeli bir şeyler yazmak ve Hatun’a karşı yüreğimden usulca verdiğim sözü tutmak...
* * *
Türkiye’nin sorunlarından, bir kahve kaşığı kadarcık dahi neşe çıkarma olanağı var mı?
* * *
Nasıl olsun ki, açık oturum tartışmaları arasındaki konulardan biri de şu:
- Cami avlularında yan yana dizilmiş kırmızı bayraklı cenazeleri; medya aracılığıyla topluma sergileyip durma, en çok kimlerin işine yarıyor; şiddet eylemcilerinin mi, yoksa onlara karşı koyanların mı?
* * *
Neyse ki olduğundan fazla görünme hastalığının dışında kalmış; kendi alanında evrensel kalitede, dört dörtlük bir doktor dostum var.
Ondan bir fıkra dinlemiştim geçenlerde...
* * *
İngiltere’nin eski başkanlarından Thatcher ile ABD’nin eski başkanlarından Bush ve ünlü bir Türk siyasetçisi, öteki dünyada cehennemde buluşmuşlar.
* * *
Thatcher, İngiltere’de neler olup bittiğini öğrenmek için; Londra’yı aramak istemiş telefonla ve 15 dakika kadar konuşmuş.
Cehennemin patronu Şeytan, yahut İblis:
- Telefon borcun 250 bin sterlin demiş ve almış parayı Thatcher’den.
* * *
Bush da Washington’la 10 dakika kadar konuşmuş telefonla.
Şeytan da ona:
- Telefon borcun, demiş; 500 bin dolar ve almış parayı.
* * *
Ünlü Türk siyasetçisi ise, 24 saat konuşmuş Ankara’yla; sonra da sormuş Şeytan’a:
- Benim borcum ne kadar, diye
* * *
Şeytan da:
- 20 kuruş ver, yeter; demiş.
- O kadar uzun konuştuğum halde, neden bu kadar az benim borcum, diye sormuş Türk siyasetçisi.
* * *
Şeytan’ın yanıtı:
- Cehennemden cehenneme konuştuğunda; iç hatları kullandığından, ucuz oluyor.
* * *
Ülke sorunlarına çözüm önerileri, bendenizin haddini aşar.
Üstelik:
- Arabası kırılana yol gösteren çok olur; kafilesi içine katılmanın da, bir yararı yok.
* * *
Ancak hayatın akışı içindeki kişisel sorun ve konulardan da, küçük bir buket yapma olanağı her zaman için var.
* * *
Örneğin Fethiye’den 3 günlüğüne İstanbul’a gelmiş olan av. dostum Taner Aktop ile; “soyut kavramların, yazılı bir tanımlaması yapıldığında, saçma sapan tartışmalara gerek kalmayacağı” konusunda, kahkahalarla anlaştığımız, bir zarafet anıtı olan eşi Mireille; Hatun’un faksla geri gönderdiği yazıların makineden akışına bakarlarken, bendeniz de:
- Kimsenin pek tanık olmadığı bir uğraş işte, diyordum; her sabah böyle bu...
* * *
Özellikle bakkal çakkal ilişiklerinde:
- 2 ucunu bir araya getirmek kolay mı?
* * *
Av. Taner dostumun da, gözleri alevli psikolojik bir kirpisi vardır; o da:
- Yetişeceği yere, ucu ucuna yetişmemek...
En azından, 1 saat öncesinden gider yetişeceği yere ve 1 saat öncesinden bile yine acele eder.
* * *
Ne Taner ile, ne Mireille ile ülke sorunlarını hiç konuşmadık.
Ne konuşacak, durumu nasıl özetleyecektik:
- 2 ucu boklu bir değnek, diye mi?
* * *
Ne yapmalı ki, Hazine’den geçinmeli mesleksiz “mevki sahipleri”nin gözünde, “İNSAN”ın değerinin sıfır olması:
- Ucunun bize de dokunduğu bir ilkellikti.
* * *
Sorunlar, sorunlar, sorunlar:
- Ucu bucağı bulunmayan sorunlar...
* * *
Etkilerle tepkilerin en somut göstergesi futbol maçları:
- Sen gol atmak için hücuma geçtiğinde, karşı taraf da sana gol atmak için hücuma geçiyor.
* * *
Yazı İşleri Müdürümüz Tahir Özyurtseven de en iyi bilenlerdendir bunu; çünkü bir futbol sevdalısıdır.
* * *
Dünya Kupası’nda olmamamız ise, bizlere yakışan bir durum.
Şöyle ekranlarda yorum yapmak dururken, ta Güney Afrika’ya kadar gidip, oradan oraya koşturup durmanın anlamı mı var yani?
* * *
Hava açtı; şimşekler de, gök gürültüleri de, yağmur da bitti.
* * *
Hatun’a içimden verdiğim sözü bilmem tutabildim mi?










Polissiz köyün ‘Uçurum’u mantıksızlıkla sığlaşıyor! 