BİLAL N. Şimşir’in kitapları bir hazinedir, tabii hazinenin kapağını açıp içindekileri değerlendirmesini bilene...
Bilal N. Şimşir büyükelçidir, tarihçidir, yazardır. 87 cilt kitap yazmıştır, 235 bilimsel makalesiyle eserleri yurt dışında da yayımlanmıştır.
Bilal N. Şimşir’in son kitabı: “Türk Yahudiler” (x)
* * *
1942-1944 yılları arasında Fransa’da bir Türk Yahudi topluluğu vardır. Bunlar, yüzyıllardan beri Türklerle birlikte yaşamış insanların çocuklarıdır.
Şimşir şöyle der:
“Bu insanlar, her zaman Türkiye’ye sadık kalmış, Türklere hainlik etmemiş Türkiye Yahudilerinin çocuklarıydı.”
1940’larda Fransa’daki Türk Yahudi topluluğu diğer Yahudilerle birlikte ırkçıların tehdidi altındadır. Hitler Almanya’sından kaynaklanan ırkçı saldırılara karşı, Türkiye bu vatandaşlarına kanat germiş, onları korumuş. Fransa’daki Türk Büyükelçiliği ile konsolosluklar onları kurtarmak için hukuk savaşı verirler.
Bazıları onlar için, “Irkçılar saldırınca Türk olduklarını hatırladılar” derse de devletin görevi vatandaşını korumaktır.
* * *
BUNLARDAN biri de İstanbul’daki avukat İbrahim Naum’un oğlu Isak Jac Naum’dur. 1934’te Fransa’ya gitmiş, bir Yahudi kızıyla evlenmiş, ırkçı saldırılar başlayınca evinden alınmış ve Marsilya’daki toplama kampına gönderilmiştir.
Her baba gibi, İstanbul’daki avukat da oğlunu kurtarmaya çalışmaktadır, büyükelçi Şevki Berker’e mektup gönderir, Marsilya Başkonsolosluğu’nu oğluna karşı ilgisiz kalmakla suçlamakta, kendisini “Türk kültür, musiki ve edebiyatını bihakkın temsil etmekle müftehirim” diye tanıtmaktadır.
Yalnız büyükelçiye gönderdiği mektubun sonlarına doğru Marsilya Başkonsolosluğu’nu şikâyet ederken ipin ucunu kaçırır.
Marsilya Başkonsolosu Fuad Carım’dır, kendisini şikâyet eden avukatın yazısını okuyunca, İstanbul’daki adresine öyle bir cevap gönderir ki:
“Bay Avukat,
İstida kılıklı ve 28 Eylül 1943 tarihli yazınızı 13 ilkteşrin tarihinde aldım. Yazınız ya yanlış veya yalan malumata dayanıyor. Oğlunuzun tevkifi haberini alır almaz teşebbüste bulunmamak değil, her tebamız için yaptığımız gibi, lüzumundan çok fazla teşebbüslerde bulunduk. Hatta müracaatlarımızın bir kısmını mutad hilafi telegrafla yaptık. Binnetice oğlunuzun tahliyesini temin ettik ve kendisinden bir teşekkür mektubu aldık.
Size bu izahatı herhangi bir mecburiyet altında bulunarak vermiyorum. Maksadım bir noktaya işaret etmektir. Vaktiyle bir yazınızda zannedersem Türk kültürü ile meluf olduğunuzu söylemiştiniz. Görüyorum ki Türk kültürü ile zerre kadar alakanız yokmuş. Yazınızın sonunda kullandığınız lisanı bir Başkonsolosa karşı Vekalet dahi kullanmaz.
Binaenaleyh size Fransızca bir tabir kullanarak “solennellement” bildiririm ki bundan sonra oğlunuz bilfarz tevkif edilse veya herhangi bir kazaya uğrasa ben kendisi ile katiyen meşgul olmam.
Hürmetlerimi kabul buyurun Bay Avukat.”
* * *
EEEE devir öyle bir devirdir...
Ve başkonsolos da Fuad Carım’dır...
Türkiye Cumhuriyeti dimdik ayaktadır, ölçüyü kendi vatandaşı da kaçırmış olsa, ona haddini bildirir.
Devir öyle bir devirdir.
Dışişleri bakanları, aşiret reislerini başköşeye buyur edip “Kak Mesut!” yani “Mesut Abi” diye hitap etmezler.
———
(x) Bilgi Yayınevi










Survivor'da Nihat fırtınası esiyor