MagazinRSS
Tümü
Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlarh.pulur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Günlük gazete yazıları yazmanın hem hoş tarafı vardır, hem de “nahoş” tarafı...  Bir arkadaşınızla, hatta birkaç arkadaşınızla bir yere gitmişsinizdir, sağ olsunlar bazı okurlar yakanıza yapışır.
“Bir dakika!” diye lafa başlar...
Hayat hikâyesinden bugüne kadar...
Kiminin belediyeden, kiminin müdüründen, diğerinin komşusundan, uğradığı haksızlıktan şikâyeti vardır.
Kimini ilgiyle dinlersiniz, kimine de “Ya sabır!” çekersiniz...
Okur, velinimetimiz, başımızın üstünde yeri var.
Bazen, belki de bilerek, tahrik etmek için, hiç alışık olmadığınız bir tavır içinde sorar:
“Sizin için, filanla buluştuğunuz söyleniyor...”
Öyle biri ki, otobüste görseniz ilk durakta inersiniz...
* * *
Kimi mahalleden, kimi okuldan, kimi askerden arkadaştır. “Beni tanıdın mı?” diye gelir, Tanımasanız bile “Hayır, tanımadım!” diyemezsiniz ya da “İhtiyarladım, kusura bakma!” diye özür dilersiniz.
Bazı yerlerde sazdan şarkı isterler, bizim şarkımız hemen hemen aynıdır:
“Eski dostlar!”
* * *
Bu konuda çok anımız vardır, hem yazılı, hem sözlü...
Bazen eğlenceli de olur tanımanız ya da tanımamanız...
Bir yaz tatilinde, akşam yemekteyiz, ön masada oturanlardan biri bizim kulağımızı çınlatıp “O ne şeydir!” diyor. Bilirsiniz, Türkçede küfürlü deyimler bazen takdir anlamında da kullanılır:
“O nedir o! O ne şeydir o!” gibi...
Ön masada oturan da bizi övüyor ama ne sıfatla övüyor, gülmeye başladık, rahmetli hanım da gülüyor, arkadaşlar da....
Garsonu çağırdık:
“Güzel bir meyve tabağı yapın, ön masada oturan şu beye götürün... Bir de kalem kâğıt verin.”
Kâğıda yazdık:
“O şey var ya! Hani biraz önce andığınız Hasan Pulur’dan...”
Meyve gitti, önce “Kim gönderdi?” filan diye konuştular, garson bizi gösterince şaşırdılar, o zaman, köşede fotoğrafımız da yok, kadeh kaldırdık, kendimizi işaret ettik...
Bir süre sonra, masalar birleşti, işte okur, yazar bütünleşmesi!!!
Bunun çok örnekleri vardır, küfür dolu bazı mektuplar... Hâlâ saklarız, zira bu küfürlere layık olmak herkesin kârı değildir!..
* * *
Lakin, geçenlerde Sinan Kaya’dan aldığımız bir mektup bizi çok duygulandırdı:
“Selamlar,
Henüz 15 yaşındaydım, ortaokula 2-3 ay kadar gidip bırakmıştım, iş, güç, eski zamanlar insan gücü gerekliydi bizim işlere, inekçilik ile meşguldük o zamanlar. TRT vardı ve siz TRT’de bir programa konuk olmuştunuz. Sizi gazeteden zaten takip ediyor ve özellikle pazar günleri yazdığınız kıssadan hisseleri kaçırmıyorduk. Siz hayat hikâyenizi anlattınız o programda. Ortaokulu dışarıdan bitirip liseye gittiğinizi söylediniz, bu benim hayatıma bir ışık oldu. (x)
Demek ki 50’li yıllarda dışarıdan bitirme söz konusu ise şimdi de vardır... Sordum soruşturdum... Cağaloğlu’na hayatımda ilk defa bu sebeple geldim ve Milli Eğitim Müdürlüğü’nden kayıt yaptırdım. Ortaokulu dışarıdan bitirip, liseyi gece lisesinden tamamlayıp, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği’ni kazandım ve okudum.
Bütün bunlara yol veren ışık gösteren siz ve sizin hayat hikâyenizdi. O programda bir ışık verdiniz, sadece o program değil elbette, yazılarınızla da her gün ışık tuttunuz. Mücadele etmeyi, başka şartlardan geri olabileceğimizi, ancak bunun mazeret olmayacağını öğrettiniz. Yol gösterdiniz.
Bunları size yazmayı hissettim. Teşekkürler.”
Böyle bir mektup kimi mutlu etmez ki?
İnsan, bu mutlulukları görünce, duyunca boşa yaşamadığını anlıyor.
——-
(x) Uğur Dündar’ın “İşte Hayatımız” programı...

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010