MagazinRSS
Tümü
Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

Japonların Güneş Sistemi’ndeki “Venüs” gezegenine bir füze göndermeye kalkması çok şaşırtıcıydı. “Venüs” gezegeni, Güneş Sistemi’nin “Merkür” gezegeniyle “Yer” küresi arasında; karbon gazlarıyla sarmalanmış, sıcaklığı 500 dereceyi bulduğu sanılan garip bir yıldızcıktı.
Üstelik bazen güneş battıktan, bazen de doğmadan önce görünen bir yıldızcık.
*  *  *
İnsanoğlunun aklı ise, -bizim Ay gibi- kendisinin de 2 uydusu bulunan “Mars”a takılmıştı.
Uzay’la ilgili filmler hep Mars üstünde yoğunlaşıyor; incelemeleri derinleştirmek için, yumuşak iniş de yapan füzelerle, özel robotlar gönderiliyordu oraya.
*  *  *
Türkiye de ise gündemlerimizin, ne kadar içine kapalı olduğu; ortak bilincimizin farkında olmadığı bir durum.
*  *  *
Japonların, “Mars” takıntısıyla tutkusunu bozarak, “Venüs”e ilk kez bir füze göndermelerinin, kimseyi ilgilendirdiği yok bizde.
*  *  *
Eh ne yapalım, ilgilendirmiyorsa ilgilendirmiyor; hem de Japonya ile “kardeş ülkeler” yaklaşımına girdiğimiz bir yılda.
*  *  *
Şimdi gelelim gündemin tirfilli maddelerini silkeleyecek ve kulak kabartmamıza da neden olacak bir habere...
Japonlar, Haliç’in dibinde de bir araştırma yapmaya hazırlanıyorlarmış.
*  *  *
National Geographic”in yayımladığı belgesellerde; okyanusların içinde neler olup bittiği gösterildiği halde, bizim Haliç’in dibinde neler bulunduğu bir türlü araştırılamamış.
*  *  *
Çocukluğumdan beri duyduğum söylentilere göre, Haliç’in dibinde Bizans’ın altın yüklü batık tekneleri de varmış.
*  *  *
Acaba gerçekten var mı, yok mu?
“Venüs”e füze gönderen Japonlar, onları da çıkarabilirler mi, çıkaramazlar mı?
*  *  *
Ana muhalefet partisi, ilk seçimlerde iktidar olabilir mi, olamaz mı; tartışmaları kadar sıcaklık yaratan bir merak değilse de, kulak kabartmaya değer bir soru...
*  *  *
Oldum bittim, politik öngörü ve yorumlara dalmak ve kimlerin cüzdanlarını nasıl kabarttığı, kimlerin miras kavgalarına tutuştuğu, kimlerin eşleriyle geçinip geçinemediği, kimlerin durumunun kötüye gittiği konularını eşelemek yerine; havadan sudan bahsetmek hafife alınmakta...
*  *  *
Havadan sudan bahsetmenin hafife alındığı bir ortamda, bir de “uzay”dan söz açmanın garipliği ortada ama...
*  *  *
Yağmurlar bastırdığında, sular seller altında perişan olan insanlar da ortada; uzaya gönderilen uydular sayesinde, cep telefonlarının yarattığı mucizeler de ortada...
*  *  *
Nasreddin Hoca’ya:
- Hoca, geleceği nasıl görüyorsun, diye sormuşlar.
*  *  *
Hoca:
- Gelecek bizi nasıl görüyorsa, ben de öyle görüyorum, demiş.
- Hadi git işine Hoca, demişler; bu da ne demek yani şimdi?
*  *  *
Nasreddin Hoca:
- Evdeki hesabın çarşıya uymadığı, demiş; geçen yılın mayısında kimin aklına geliyordu bu yılın mayısındaki CHP Kurultayı’nda yeni bir Başkan’ın ortaya çıkacağı?
- Ama sen değil misin, Akhisar Gölü’ne “ya tutarsa” diye yoğurt mayası çalan?
- Fena mı yapmışım; bütün siyasi parti liderlerine, özenecekleri bir örneği daha o zamanlar göstermişim.
*  *  *
“Mars” gezegeni üstüne sade “bilimkurgu” filmleri yok, bir yığın da fıkra var. İşte onlardan biri.
*  *  *
Değişik mi değişik bir erkek, tatil kentlerinden birinin deniz kıyısındaki gezi yolunda; güzel mi güzel genç bir kıza rastlamış ve olağanüstü bir kibarlıkla kendisine yaklaşıp elini avucunun içine aldıktan sonra, kızın parmaklarını okşaya sıkıştıra konuşmaya başlamış.
*  *  *
Kızın elini hemen avucuna alan, çok kibar ama değişik mi değişik adam:
- Lütfedin izin verin sizinle tanışmama, diyormuş. Ben bir Marslıyım. Bizim gezegenimizde dağlar sarı, ırmaklar kırmızı, denizler de bembeyazdır. Hemen şunu da söyleyeyim ki, bizler çok çabuk doyuma ulaşırız cinsel ilişkilerimizde ve cinsel organlarımız da, sizin erkeklerinizinkilerin bulundukları yerde değildir. Size binlerce kez teşekkür ederim, binlerce kez teşekkür; bana lütfedip verdiğiniz zevk ve mutluluk için...
*  *  *
Bizim nutukçulardan bazıları da sanırız aynı zevki, kendilerini dinlemeye çalışan kafalardan alıyorlar galiba.
*  *  *
Ayağından rahatsızlandığı için hemen hastaneye kaldırılıp, ameliyathaneye alınan bir hastaya; ertesi sabah yanına gelen doktor:
- Size, diyormuş; bir iyi, bir de kötü haberim var.
*  *  *
Sonra da:
- Önce kötü haberi vereyim, diyormuş; maalesef yanlışlıkla iyi olan bacağınız kesildi. İyi habere gelince; hasta bacağınız kendiliğinden düzeliyor, hiç merak etmeyin artık...
*  *  *
İçeriye tıkılan onca şair ve yazardan sonra; Türkiye’de de artık demokrasinin gelişmekte olduğunun iddia edilmesi gibi...
*  *  *
Gülderen Alpagut’tan bir şiirle bitirelim yazıyı:

İç sıkıntısı

Nasıl başlar,
Niye başlar
Bilinmez.

Bir el sıkar
Kalbimi.
İlacı yok,
Çaresi yok...

Sessiz sedasız
Katlanacaksın.
Yapayalnız,
Kimse bilmeden,
Bu iç sıkıntısını,
Çaresiz taşıyacaksın...

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'den önce nerde bulunuyordu?
Markapon
©Copyright 2010