Yakışıklı genç bir adam; mutsuz ve bükük bir boyunla, dalgaları beyaz köpüklerle kabarmış denize baka baka, ağır adımlarla kıyıda yürüyormuş.
* * *
Aylar var işsizmiş, gırtlağına kadar da borçluymuş ve çok çok sevdiği karısı, o sabah terk etmiş kendisini.
* * *
Genç adamın hiçbir umudu kalmamış hayattan.
Tam denize doğru atlayıp, kendisini sürükleyip götürecek dalgalara bırakarak, intihar edeceği sırada; omzundan bir el tutmuş genç adamı.
* * *
Dünyadan tam ayrılacağı sırada, kendisini omzundan kimin tuttuğuna bakmış borçlu, işsiz ve terk edilmiş koca.
* * *
Omzundan tutan elin sahibi; orta yaşlarda, durmuş oturmuş tavırlı, zarif giyimli, olgun biriymiş; kendisine:
- Dostum, demiş; ne yapıyorsun böyle? Bak gençsin, yakışıklısın. Hemen gel benimle, sana yeniden göstereyim hayatın tadını ve seni bir milyarder yapayım. İnan bana, artık insanların ruhlarını gasp ederek buruşturmuyorum, sadece gövdelerini benimsiyorum.
* * *
Birden şaşkına dönen genç adam:
- Ama sen Şeytan’ın ta kendisisin, demiş.
- Evet, evet öyle. Ancak çok değiştim ben çok. Çok çağdaş oldum, korkmaya gerek yok artık benden.
* * *
Genç adam:
- Değişmen beni hiç ilgilendirmez, demiş; ben ne ruhumu, ne de gövdemi teslim ederim bir Şeytan’a...
* * *
Şeytan:
- Ben senden vermeni istemiyorum ki, sadece emanet etmeni istiyorum, diyormuş; seni servete boğacağım. Hadi gayret et biraz, bu fırsatı ıskalama. Benim eve gidelim. Sana muhteşem bir ziyafet çekeyim. Sonra da birlikte uyuruz. Yarın hemen gerçekleştiririm bütün söylediklerimi.
* * *
Mutsuz ve umutsuz genç, önce hık mık etmiş; sonra da uymuş Şeytan’ın dediklerine. Gerçekten de çılgın bir gece geçirmişler Şeytan’ın evinde.
* * *
Ertesi sabah Şeytan, ıslık çalarak uyanmış, saçlarını taramış, giyinmiş, tam evden çıkacağı sırada; hâlâ yatakta yarı uykulu olan genç adam bağırmaya başlamış:
- Nereye gidiyorsun; gece boyu uydum her istediğine. Vaat ettiğin milyarları, serveti hemen vermen gerek artık bana.
* * *
Şeytan, kapıyı tam arkasından çekeceği sırada, dönüp yataktaki genç adama bakmış ve başını sallayarak:
- İmkânı yok bunun, demiş; sen nasıl oluyor da hâlâ daha inanıyorsun şeytana meytana. Ben sadece siyasal bir parti lideriyim.
* * *
Bir sinemada, filmin oynadığı sırada ufak tefek bir ihtiyar, eğilip; yan yana oturmuş tüm izleyicileri rahatsız ede ede, bir şey aramaya başlamış koltukların altında.
* * *
Sonunda filmi izleyenler, bir oturup bir kalkmaya başlamışlar yerlerinden ve bir tanesi de bağırmış:
- Yetti yahu. Ne arayıp duruyorsun sen öyle yerde, söylesene ihtiyar?
* * *
İhtiyarcık:
- Çikletimi düşürdüm, demiş; onu arıyorum.
- Ulan bir çiklet için mi, ayağa kaldırıp durdun herkesi; mahvettin canım filmi?
HHH
İhtiyarcık:
- Evet, demiş; çünkü çikletle birlikte düştü takma dişlerim de...
* * *
Fıkradaki ihtiyarcık, tıpkı bir türlü sorunlarını çözemeyen ve sürekli ortalığı rahatsız eden Ortadoğu ülkelerinden birinin simgesi gibi.
* * *
Nasreddin Hoca’ya:
- Hoca, demişler; “Anayasa” tartışmaları için ne diyorsun?
Hoca, gülümseyerek sakalını sıvazlamış:
- Keşke, demiş; “Anayasa” deneceğine “Babayasa” denseydi. Malum ya bizde “analar”a çok sövülür. Analara sövülüp duran bir yerde de “Anayasa” sadece iç kavgalara neden olur. Durum çok doğal aslında...
* * *
Ünlü kişilerden de küçük bir espri buketi...
Bernard Shaw, bir gün Hollywood’un en ünlü film şirketlerinden birinden şöyle bir mektup almış:
“Sevgili Üstat,
Sizin ölümsüz eseriniz “Sezar ve Kleopatra”nın filmini yapmaya karar verdik.
Bu film için dünyanın en ünlü senaristlerini, en ünlü yönetmenlerini, en ünlü artistlerini kullanacağız.
İnanıyoruz ki, böyle bir filmle çok büyük bir başarı sağlayacağız.
Ama bazı ödünler de vermek gerekiyor izleyicilere. Aramızda herhangi bir para sorunu olamayacağına göre, sizin de bazı değişiklikleri hoşgörüyle karşılayacağınıza inanıyoruz.
Sabırsızlıkla cevabınızı bekliyoruz”.
* * *
Bernard Shaw da şu cevabı yazmış:
“Salak oğlu salaklar,
Sizin teklifinizi kabul edecek kadar aşağılık biri olduğumu nasıl düşünebiliyorsunuz?
Canınız cehenneme!
Not:Para ne kadardı?”
* * *
Mizahçı Pierre Dac da şöyle diyor:
- Bir “hata” da “doğru” olabilir. Şayet “hata”yı yapan, yanılmışsa...
* * *
Talleyrand, arabasına binmiş ve arabacıya:
- Yavaş git, demiş; işim çok acele...
* * *
Özcan Yalım’dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Aşk
Yelken rüzgâr istiyor
Bırak dolsun
Yum gözünü aç gönlünü
Ne olursa olsun
Mademki seviyorsun.










Kadir İnanır, ‘Elveda Katya’ diyor!