Güneş, parça parça dağılmış beyazla esmerimsi bulutların arkasına bir girip, bir çıkarak; onlarla saklambaç oynuyor gibiydi.
* * *
Gencecik bir kız, arkaya dağıttığı saçlarıyla başını, yanındaki delikanlı sevgilisinin omzuna dayamıştı.
* * *
Haliç’in nerdeyse bir karış üstünden, ayaklarını arkaya uzatmış, uzun gagası önde bir karabatak; iki yana açık kanatlarıyla ok gibi geçerek birden denize dalmıştı.
* * *
Kendi öz şairlerine, ne kadar da çok hapishane şiirleri yazdırılmıştı şu güzelim ülkede...
Nâzım Hikmet:
Dışarda bir bayrak gibi dalgalanırken adı,
O içerde ihtiyarladı.
Diye mi yazmalıydı?
* * *
Zonguldak’ta, kömür madenindeki grizu patlamasında 540 m derinlikte mahsur kalmış 30 maden işçisine; -belki bir çare bulur diye- Çin’den 2 uzman mühendis getiriliyordu.
* * *
Demek ki kendi öz şairlerine bol bol hapishane şiirleri yazdırıldığında; yarım yüzyıl sonraki maden kazalarında, toprağın yarım km. altında çaresiz kalan maden işçilerine, -belki yardımları dokunur diye- Çin’den uzman getirme gereği doğuyordu.
* * *
Demincek bir ok gibi Haliç’in üstünden geçen karabatak, yakındaki yusyuvarlak bir dubanın üstüne konup, uçları kırpık kanatlarını iki yana açmıştı.
Yuttuğu küçük balıkları, midesine sindirmeye çalışıyor olmalıydı.
Ne kadar da simsiyah, ne kadar da kapkaraydı...
* * *
Saçları arkasında dağınık genç kız, başını sevgilisinin omzundan kaldırmamıştı.
* * *
1945’de İsmet Paşa, Stalin’le Molotov’a, 1921 Moskova dostluk antlaşmasının uzatılmasını önermişti.
2’nci Dünya Savaşı’na girmemek için, Hitler’le aşırı flört edilmesi; Stalin’le Molotov’un, Moskova dostluk antlaşmasının yeniden uzatılması önerisini, reddine neden olmuştu.
* * *
İsmet Paşa da, kaygıyla dış politikada rotayı Washington’a kırmıştı.
Ankara’nın, ABD şemsiyesi altına alınması için, Washington 2 şart sürmüştü İsmet Paşa’ya:
1- Çok partili döneme geçilmesi.
2- Karayollarının yapılması.
* * *
CHP milletvekillerinden Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan; CHP’den ayrılarak Demokrat Parti’yi kurmuşlardı.
* * *
İstanbul basını bir anda, tepesinden tırnağına dek muhalefeti tutmaya başlamıştı.
* * *
Tek parti döneminde “yoksulluk”tan söz etme suç sayıldığından; kendisini adam yerine koymayan “laik sivil-asker bürokratlara” karşı; mistik inançlarına sarılmış öfkeli yoksul yığınlar da, çığ gibi DP’yi basmışlardı bağırlarına.
* * *
Bendeniz 1946 yılında hem Ankara Hukuk Fakültesi’ne girmiş, hem de Ulus gazetesinde çalışmaya başlamıştım.
* * *
1946 seçimlerini, CHP’nin kazanması “açık oy, gizli sayım” eleştirilerine neden olmuştu.
* * *
Rüzgârlı Sokak’taki Ulus gazetesinde, Yazı İşleri Müdürü Münir Berik, gece sekreteri Cemal Sağlam, İstihbarat şefi İlhan Paniç, karikatürist de Ratip Tahir’di.
* * *
Ratip Tahir, DP muhalefetini “kara sakallı bir yobaz” olarak çizmeyi âdet haline getirmişti.
* * *
1950’ye doğru Ratip Tahir’in ufarak odasına uğradığımda; Ratip, elinde küçük bir fırça, “guaş” denilen beyaz suluboya ile bir şeyler yapıyordu.
* * *
Kendisine gülerek, ne yaptığını sormuştum.
Ratip Tahir:
- Daha önceden hazırladığım kara sakallı yobaz karikatürlerinin sakallarını yok ediyorum; çok sert tepki alıyor, demişti.
* * *
Sorun, “kara sakal”da değil; ulusal gelir dağılımındaki dengesizlikle, “çok partili dönemin” sınıfsal bir bilinç üstüne oturtulmamış olmasındaydı.
* * *
“Kışla” emriyle laiklik, taşranın yoksul mahalle yapılanmasıyla da, kırsal kesimin köylülüğüyle de, kadının dışlanmışlığıyla da el sıkışmıyordu.
* * *
Toplumsal bir topografyayı kâğıtlara dökmeye kalkan şairlerle yazarlar da; sürekli içeri tıkılıyorlardı.
* * *
Ulus gazetesinde Bülent Ecevit’le yan yana gece çalıştığımız sıralarda Hasan Âli Yücel’in, nerdeyse her akşam yanımıza gelip nasıl dert yandığını hatırlıyorum.
* * *
Fevzi Lütfü Karaosmanoğlu, Hasan Âli’ye “komünist” demiş; Hasan Âli de, Fevzi Lütfü’ye karşı hakaret davası açmıştı.
* * *
Mahkeme, “komünist” sözcüğünü “hakaret” saymamıştı.
Ve bütün İstanbul basını, “Hasan Âli Yücel’in komünistliği kanıtlandı” diye vermişti haberi...
* * *
Bu nedenle bir süre sonra Hasan Âli de, CHP’den uzaklaştırılmıştı.
* * *
Güneş, beyazla esmer karışımı bulutların bir arkasına giriyor, bir ortaya çıkıyor; saklambaç oynamayı sürdürüyordu.










Kadir İnanır, ‘Elveda Katya’ diyor!