MagazinRSS
Tümü
Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlarh.pulur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Başbakan Erdoğan'ın Başmüşaviri Yalçın Akdoğan, 17 Aralık 2004 tarihindeki Avrupa Birliği zirvesi öncesi üç ayda yaşananları anlatan kitapta, çok önemli iki özelliğin altını çiziyor...
"1- Çok özel ve mahrem konulara değinilmemiştir.
2- Devlet sırrı içeren bilgilere yer verilmemiştir."
Bravo!
Diyeceksiniz ne var bunda bravoluk?
Çok şey var!
Savcılık iddianamelerinde olanları ve bunların "yandaşlara" nasıl servis edildiğini duyduktan sonra, Yalçın Akdoğan'ın belirttiği bu iki ilke insanı şaşırtmaz mı?
Özel ve mahrem konular ile devlet sırlarına saygıyı hâlâ unutmayan insanlara "Bravo!" denmez mi?
* * *
Yalçın Akdoğan'a uygun gördüğümüz bravonun kaynağını da söyleyelim.
Yalçın Akdoğan, kendi ifadesiyle gazeteciliğe 1987 yılında MİLLİYET'te başlamıştır.
İşte size kaynak, Milliyet terbiyesi, görgüsü ve ilkeleri...
Başta rahmetli Abdi İpekçi, ölenleri rahmetle, kalanları ise -kaç kişi kaldı zaten- sevgiyle analım...
* * *
Yalçın Akdoğan, "17 Aralık 2004, AB zirvesi"nin üç aylık perde arkasını "Tarihe Düşülen Notlar" adıyla kitaplaştırmış. (x)
Kitapta, Avrupalıların bize oynadıkları oyunlardan başka ilginç şeyler de var.
Mesela "Arafat"ın cenaze töreni...
* * *
Fransa'da ölen Arafat'ın cenazesi Kahire'ye getirilecek, törenden sonra Filistin'e gönderilecekti. Türk heyetinden Başbakan Erdoğan, muhalefet lideri Deniz Baykal ve Onur Öymen de vardı.
Uçak hava alanına iner ve kargaşa başlar.
Havaalanında karşılama sistemi tam anlamıyla çökmüştü. Zar zor bulunan makam araçlarıyla hareket eden heyet, cenaze töreninin yapılacağı alana geldiğinde, aynı karışıklıklar burada da yaşanmaya devam ediyordu. Yol boyunca iki adımda bir polis görevlendirilmişti. Her taraf güvenlik gücüyle doluydu ama resmi heyetleri yönlendirebilecek formasyonda kimse yoktu. Yine zorlukla Erdoğan ve Baykal tören çadırına giriyorlardı. Mısırlı askerler ne denilenleri anlayabiliyor ne de herhangi bir sorunu çözmeye yanaşıyorlardı. Bir anda yüzlerce kişinin doluştuğu kortej, top arabasının arkasında ve medya mensuplarının arasında yürüyordu. Cenaze hava üssüne geldiğinde, bir anda ön sıradakiler dışında bütün heyetin yüzüne kapılar kapatılıyordu. Kimse ne olduğunu anlayamamıştı. Batılı liderlerin şaşkınlığı itiş kakış sonrası yerini sinirliliğe bırakıyordu. Erdoğan ve Baykal uzunca bir süre cadde ortasında beklemek zorunda kalıyorlardı. Makam araçları yoktu, kimse de nerede olduğunu bilmiyordu. İş başa düşmüştü. Sorun burada da bitmemişti. Heyetin havaalanında uçağı bulmasından uçağın kalkış izni alabilmesine kadar bir dizi sorun, ancak heyet ATA uçağına kendilerini atınca bitebiliyordu.
* * *
Yalçın Akdoğan, başmüşaviri olduğu Tayyip Erdoğan'ı anlatıyor.
Güzel de anlatıyor, lakin...
"Eksiği ne?" diyeceksiniz.
Televizyonlardaki Erdoğan ile Yalçın Akdoğan'ın anlattığı Erdoğan farkı...
Seçim meydanında kızıp, vatandaşlara "Al ananı da git!" diyen, Yargıtay Başkanı'na "Çıkar cüppeni gel siyaset meydanına!" diyen Erdoğan...
Çok duygulanınca ağlamaktan çekinmeyen, Milli Takım gol atınca, ayağa fırlayıp "Gol!" diye bağıran, yanlışlıkları görünce sinirlenen Erdoğan...
Yalçın Akdoğan'ın anlattıklarının Tayyip Erdoğan olduğu muhakkak da, bizim de televizyonlarda izlediğimiz, gazetelerde okuduğumuz da Tayyip Erdoğan...
----------
(x) Alfa Yayınları

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010