Derin uykulara hasret kalınmış gecelerin sabahlarında, yaşanacak günün ağırlığı çöker, içilen ilk kahvenin fincanına bile...
Böylesi mıymıntı bir halsizliği, sadece bilenler bilir kimseyle paylaşamasalar da...
Tıpkı Kırgızistan’da çıkan iç savaşta, yaralanıp bir sokak kıyısında kıvrılıp kalmışlar gibi...
* * *
Çiçeklere de, ağaçlara da meraklı mı meraklı olan ve Köyceğiz’deki küçük bahçede, zamanı unutmak için bahçıvanlık da yapan Solmaz Kamuran; Göztepe’de kendi çalışma odasının balkonundaki tavan kıyısına, diktiği salkımların aşağı doğru akması için, bir çiçek sepeti yerleştirmişti.
* * *
Uzunca bir süreden beri, o sepeti keşfetmiş 2 kumrudan biri, arada sırada gelip, geceyi o sepetin içinde geçirmeye başlamıştı...
* * *
Bazı militerleri depreme uğratan tutuklama kararlarıyla, hukuk tartışmalarının da sözlü bir süngüleşmeye dönüştüğü sıralarda; bizim balkon tanışlarından 2 kumru da, daha sık uğramaya başladılar vaktiyle tavan kıyısında keşfettikleri çiçek sepetine.
Ve biri, çer çöp de taşımaya başladı sepete.
* * *
Dün sabah erken saatlerde, ilk kahveyi hazırlarken; şöyle yandan balkon tavanına yakın sepete de bir baktım.
Bu kez geceyi sepette geçirdikleri anlaşılan her 2 kumrunun da, “insan kargaşası”ndan habersiz başları görünüyordu.
* * *
Türkiye’deki siyasal parti sayısı, 62’yi de geçti galiba...
Hangisinin “parti programında” neler bulunduğunu kimsenin bildiği yok. Sadece kendi kendine övünüp duran liderlerin:
- O kötü ben iyiyim, hayır ben iyiyim o kötü naralanmaları...
* * *
Bir ömrü bu naralanmaları dinleyerek geçirmek de, hazin doğrusu.
İnsan, bayağı imreniyor sepette yatan kumrulara.
* * *
Bundan 100 yıl önce yaşamış olan bir prens Sabaheddin vardı.
Sultan Abdülmecit’in kızı Seniha Sultan ile, Damat Mahmut Celaleddin Paşa’nın oğluydu.
* * *
Prens Sabaheddin’in, çağdaş bir devlet yapılanması hakkındaki görüşleri çok değişikti ve özet olarak şöyleydi:
1- İNSAN değerinin ortaya çıktığı bir toplum, kişisel yükselmeleri ve bağımsızlığa doğru kesin bir gelişmeyi sağlar.
* * *
2- Buna karşılık, “merkezi bir devlet” yapılanması; kişileri üretimden çok, tüketime yönelttiğinden, sosyal yeteneği ve kişiliğin gelişimini engeller.
* * *
3- Osmanlı Devleti’nin geri kalmışlığı, toplumsal yapıdaki sakatlıktan kaynaklanmaktaydı. Merkezi otorite; bireyi ezmiş, her türlü gelişme ve değişme eğilimini, yok etmişti.
* * *
4- Aile ve okullar, çocukları “memur” zihniyetiyle yetiştirmiş; bunun sonucunda İNSANLAR, girişkenliklerine dayanarak başarılı olmak yerine, devlet hizmetine girerek yükselme yolunu seçmişlerdi.
* * *
5- Toprak mülkiyetinde, Hazine arazilerinin merkezden yönetimi, Osmanlı’nın geri kalmasındaki nedenlerden bir başkasıdır.
* * *
6- Merkezi yönetimlerde; İNSAN yaşamlarının “genel otoriteyi” bir türlü sınırlayamaması sonucu; yetkilerin, bir zorbalar grubu elinde toplanmasına yol açar.
* * *
7- Oysa yerel yönetimler, yani “ademimerkeziyetçilik”; işlerin özelliklerine göre, “idari otoriteyi” bölen ve böylece etkin işleyişi sağlayan bir sistemdir.
* * *
8- Yerinde yönetimde temel olan, bireyin özgürlüğü ve gücüdür.
* * *
9- “Merkezi devlet” yönetimlerinde, memurları ve askerleri, siyaset dışı tutma olanağı yoktur.
* * *
10- Ordunun siyaset dışı tutulması, “bireyci” bir toplum yapısına geçmekle sağlanabilir.
* * *
Afganistan’da, Pakistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Kırgızistan’da süre gelen iç çatışmaların; “sosyoekonomik” ayrıntıları, bilimsel bir süzgeçten geçirilebilse ve o tür kanlı çalkantılara sürüklenmenin nedenleri, kamu bilincine yansıtılabilse...
Kendi kendini övüp durma nutuklarından, daha yararlı olmaz mıydı?
* * *
Karl Marx:
- Tarihte ne olmuşsa ve ne oluyorsa; başka türlüsü olamadığından öyle olmakta, der.
* * *
Demek bizde de şu sıralarda; karşılıklı ağız dalaşlarıyla, kutuplaşıp durmaktan başka türlüsü olamıyor.
* * *
Balkonun tavanına yakın sepette, o kadar da güzel yatıyor ki, 2 kumru...
Bakalım bebekleri de olacak mı?
* * *
Enseyi karartmayın, hele hele geceleri derin uykulara hasret kalmamışsanız...
* * *
Üstelik bugün havanın açacağı da söyleniyor.
Kırgızistan’da da iç savaş çıkmış ise, demek ki başka türlüsü olamıyormuş.
* * *
Keşke Prens Sabaheddin de, sağ olsaydı da; modern teknolojideki hızlı gelişmeler sonucu, İNSAN haklarının nasıl ön plana çıkmaya başladığını da görebilseydi...
* * *
“Doğru” hiçbir zaman iktidara gelmez, ama sürekli ölür ve değişirmiş düşmanları...










