MagazinRSS
Tümü
Hasan Pulur Olaylar ve İnsanlarh.pulur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Oktay Ekşi, Kıbrıs gezisinde, emekli bir yüksek mahkeme başkanını arıyormuş, boyunu posunu, tahmini yaşını söylemiş, kendisiyle uçakta tanıştığını, lakin adını sormayı ihmal ettiğini belirtmiş...
Haa, demişler, tarifinize göre o zat Ülfet Emin beydir.
*   *   *
Peki, Oktay Ekşi, Ülfet Emin Bey’i niçin arıyormuş?
Ülfet Emin Bey hâkimliğe Kıbrıs, İngiliz yönetiminde başlamış, ilk gün baş hâkim kendisini çağırmış, burada işbaşı yapmadan önce “Git cezaevlerini dolaş, mahkûmlarla tutukluların halini gör, gel!” demiş:
“Bak evladım. Hâkimlik görevini yaparken zaman gelecek karşındaki zanlıyı tutuklamak gereğini duyacaksın. İşte o zaman hapishanede gördüğün insanların durumunu göz önünde tutasın diye seni gönderdim.
Unutma, senin vereceğin bir tutuklama kararı sadece o kişiyi değil ailesini, çevresini ve en önemlisi adaleti de rencide edebilir.”
*   *   *
Eski yargıç, anısını şöyle noktalamış:
“Şimdi ben Türkiye’de insanların tutuklanmasını bu kadar kolay isteyen savcılarınızı, onları yargılamadan bir sene, iki sene hapishanede tutan hâkimlerinizi gördükçe, bunların hiç mi vicdanı yok diye kahroluyorum.”
*   *   *
Oktay Ekşi, aylardır Silivri Cezaevi’nde tutuklu gazeteci Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’la duruşma arasında salonda uzaktan uzağa görüşmüş, şöyle demişler:
“Kitap yazmak için topladığımız ve bir kısmını yayımladığımız kitaplarda kullandığımız belge ve bilgiler burada karşımıza suç kanıtı diye çıkartılıyor. Bir suç örgütüyle bağlantımız varsa o ispat edilir, biz de cezamıza katlanırız. Ama sırf işimizi iyi yapmaya çalışmak yüzünden dört duvar arasında tutulmak adalet olabilir mi? Buna hukuk denebilir mi?”
*   *   *
Oktay Ekşi’nin yazısı ve Ülfet Emin Bey’in anısı bakın bize neyi anımsattı.
1950’li yıllar, Demokrat Parti iktidarda, Bilecik’te ara seçim var, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek de aday... Ankara’daki “Demokratlar” Kasım Gülek’ten rahatsızlar, Adalet Bakanı, Bilecik Savcısı Fahrettin Oğuz’a telefon eder, Gülek’in tutuklanmasını ve Ankara’ya gönderilmesini ister...
Eee, ne de olsa demokrasiye yeni geçiyoruz.
60 yıl geçti, hâlâ alıştık diyemeyiz ya, karşımızdakilere ya yumurta atıyoruz ya da yumruk!
*   *   *
Evet, devrin Adalet Bakanı, bir ara çizmeyi aşar, savcıya çıkışır:
“Sen ne biçim savcısın!?”
Savcı ne biçim savcı olduğunu hemen gösterir “Benim görevim bitmiştir!” der telefonu bakanın yüzüne kapatır, yanında olan yargıç adayı Kemal Gür’e döner:
“Evladım benim gibi yapmaya hazırsan devam et, yoksa adaleti rencide edersin!”
*   *   *
Genç hâkim adayı, savcıdan aldığı derse sonuna kadar uyar, Yargıtay Onursal Üyesi sıfatıyla emekli olur.
*   *   *
Adaleti rencide etmek...
İngiliz baş hâkiminin de, 1950’nin Bilecik Savcısı’nın da endişesi bu:
“Adaleti rencide etmemek!”
Hukuk, evrenseldir.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010