9 Kasım Pazartesi 2009

Yeni dönemde “her tarafa giden” bir Türk dış politikası var.
Gidilmeyecek mi? Tabii ki gidilecek.
Ve işte gidilen taraflarda kurulan dostluklar, arkadaşlıklar...
Kuzeyde Vladimir Putin...
Güneyde Ömer El Beşir...
Doğuda Mahmud Ahmedinecad...
Batıda Silvio Berlusconi...
Bir isim daha say derseniz, “aile dostumuz” Beşar Esad’ı ekleyebilirim.
Çerçeveye girecek altıncı “dost”, biraz da zorlamayla, Katar Emiri El Tani olabilir. Bir yedincisi çıkmaz.
Yeni dönemde, diktatör, otokrat, despot, siyasi fanatik ya da demokrasi üçkağıtçısı olmayan, şöyle, “Kopenhag kriterlerine uygun!” bir “dost” edinilememiştir.
Boşuna dememişler, “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” diye...
Sahi, biz kimiz?
Veya kim haline gelmekteyiz ki, bunun sonucunda, “Türkiye’nin Yeni Dostları” konulu bir fotoğraf karesinde ancak yukarıda saydığım isimler yer alabilmektedirler?

Türkiye’nin gittiği istikamet
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül geçen çarşamba Ankara’da Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) binasının açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin gittiği yönü tespit etmek için, ülkenin, demokratik değerler, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi konulardaki istikametine bakılmasını” tavsiye etti.
Bu muhtemelen verilmesi tasarlanmış bir mesajdı.
Bundan iki gün sonra ise Elazığ’da, AB’nin Türkiye’ye Sudan lideri Ömer El Beşir hakkında yaptığı uyarıyla ilgili bir soruya cevap verirken, “Kim ne karışır ki, kim kime nota veriyor?” dedi Cumhurbaşkanı.
Bu da herhalde Gül’ün anlık tepkisiydi... Ve kuşkusuz ki şanssız ifadelerdi...
Türkiye’nin AB nezdindeki statüsü, “üyelik müzakeresi yürüten ülke”dir. Dolayısıyla Türkiye’nin dış ilişkilerinde, AB’nin ortak tutumlarının tam aksi yönünde temayüller ortaya çıkmışsa AB Türkiye’ye karışabilir...
Karışmaya hakkı olduğunu Cumhurbaşkanımız herkesten iyi bilir.

‘Seçmece değerler’ bunlar!
El Beşir bahsinde bir kez daha görüldüğü gibi Türkiye’nin meselesi, Cumhurbaşkanımızın atıfta bulunduğu değerleri içselleştirmemiş bir heyet tarafından yönetiliyor olmasıdır.
AKP iktidarı, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı” gibi değerleri içselleştirmiş olsaydı, bunları dış ilişkilerinde de üstün tutardı.
İnsan Hakları” gibi bir değeri içselleştirmiş, bu yüce mevhuma saygı duyan bir iktidar nasıl olur da en az 200 bin sivilin öldürülmesinden sorumlu tutulan bir lideri ülkesinde ağırlamayı düşünebilir?
Türkiye’nin, ya da daha açık ifade edelim, ağırlıkla “yandaş sermaye”nin Sudan’daki ekonomik çıkarları ne kadar büyük olursa olsun, Ömer El Beşir’i Türkiye’de ağırlamayı düşünmüş olmak bile o değerler adına bir utanç kaynağıdır.
Dün nihayet öğrendik ki El Beşir gelmiyormuş...
Siyasi zararın neresinden dönülse kârdır da, utancı azaltmaz.
Kaldı ki, adına utanç duyduğumuz değerler AB ile ortak değerlerimizdir.
“Türkiye’nin yeni dostları”nda ise bu değerlerin hiçbiri yoktur.
Berlusconi mi? Avrupa’da ondan beteri olamaz.
AKP iktidarı ve onun dış politikasını yöneten siyasi kadro, İnsan Hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi değerleri içselleştirmediği için bunlarla ilişkisinde seçici davranıyor. Bu değerler arasından işine geleni hatırlıyor, işine gelmeyeni aklına da getirmiyor. El Beşir bahsinde böyle oldu; AB hatırlatıverdi.
Değerleri de o “demokrasi tramvayı” gibi... Binermiş gibi yapıyorlar, iniyorlar.