TV ekranlarına baktığımızda gördüklerimiz; bir de pencerelerden baktığımızda siyasetçileri, militerleri, yargıçları, hukukçuları, yorumcularıyla pencerelere dayanmış olarak görünselerdi...
* * *
Neyse ki TV ekranlarından görünenlerle, pencerelerden görünenler çok başka.
Acaba hangi görüntü, hayatımızın daha çok parçası?
* * *
Tuzla’da Balıkçı Mustafa’nın 2 küçük kız torunundan 2.5 yaşında olanı; Mustafa’yı yerde 4 ayak yürümeye zorlayarak, sırtına biniyor, dah dah yapıyormuş.
* * *
Balıkçı Mustafa’nın müşterilerinden biri de, gözaltına alınan amirallerden biriymiş.
Mustafa’nın eşi Nuray Hanım:
- Hiç de öyle bir adama benzemiyordu, diyor; şen şakrak, hoş sohbet, kasıntısız bir amiraldi.
* * *
Hazine’den geçinmeli “mevki sahipleri”nde genellikle; psikoloji kitaplarındaki “çifte kişilik” bahsine “örnek” diye konacak tipler yaygıncadır.
* * *
Onların “makamlarında, kürsülerde, TV’lerde” sergiledikleri görüntülerle; evlerinde, misafirliklerde, lokantalarda, dostlarının arasında sergiledikleri görüntüler bambaşkadır.
* * *
Ne oldukları gibi görünebilir, ne göründükleri gibi olabilirler.
Tıpkı TV ekranlarından görünenlerle, ev pencerelerinden görünenler arasındaki muazzam farklar gibi.
* * *
Daha önceki yüzyıllarda imparatorların, kralların, padişahların, hatta cumhurbaşkanlarının, paşaların görüntülerini gözlerimizde canlandırır; o görüntüleri Fatih, yahut Üsküdar’daki ahşap evlerin kafesli pencerelerinden görünen toprak sokaklar, küfeli satıcılar ve eşekleri üstünde gidip gelenlerle kıyaslarsak...
* * *
Ve sonra da düşünürsek:
- TV ekranlarından görünenlerle, ev pencerelerinden görünenler arasındaki fark; ne kadar kapandı, ne kadar kapanmadı, diye...
* * *
Tüm Türkiye’deki 16 milyon ailenin ev pencerelerinden görünenler, TV ekranlarından görünenlerden; AB ülkelerinin çoğunda rastlanmayacak kadar ayrıysa...
Orada ister istemez ilkel bir çalkantının yaşanması da, kaçınılmaz olur.
* * *
Bugün 2’inci cemre de suya düşüyor.
ABD Başkanı Barack Obama’nın, kimsenin bilmediği kendine özgü hayalleri de, acaba suya düşüyor mu, düşmüyor mu?
* * *
Bir de Türkiye’de yaşayan 28 yaşından küçük 40 milyon genç var.
Onların hayalleriyle, Obama’nın hayallerinin kıyaslanması; eğlendirici bir film konusu olur mu, olmaz mı?
* * *
Unutmayalım ki, “İNSANLAR özgür ve eşit doğuyor”.
Sonra neden kurulan hayaller arasındaki farklar, çok değişik olmaya başlıyor?
Ve o hayallerin çoğu neden suya düşüyor?
* * *
“Yer” küresinin “ekonomik haritasını” şeffaflaştıran bir büyüteçle dünyaya baktığınızda ve birbirinden değişik “koşullanmaları” azıcık kurcaladığınızda...
* * *
Hangi hayallerin gerçekçi, hangi hayallerin özenti olduğu da çıkar ortaya...
* * *
Hayat zor...
Martılar için hiç öyle görünmüyor, kargalar için de...
* * *
Son olaylarla ilgili bazı hukukçu yorumları da, bendenizin aklına yine bir mahkeme fıkrasını getirdi:
Yargıç, sanığa:
- Niye öldürdün karını boğarak, diye soruyordu.
Sanık da:
- Sayın yargıç, diyordu; şerefim ve haysiyetim üstüne yemin ederim ki, boğarak öldürmedim karımı. Kendisini boğazından yakaladığım sırada, çok heyecanlandı ve kendiliğinden öldü.
* * *
Fransa’da 1950’den sonra, güftesi Boris Vian ile Harold Berg’e ait, Mouloudji’nin meşhur ettiği bir şarkı vardı; adı “Asker kaçağı” idi ve çok sevilmişti. İşte o güfte, Solmaz Kamuran’ın çevirisiyle:
Bay Başkan
Size bir mektup yazıyorum.
Umarım zamanınız olur da
Okuyabilirsiniz.
Celp kâğıtlarım geldi,
Çarşamba günü akşam olmadan
Cepheye gitmek için
Ayrılmalıymışım buralardan.
Bay Başkan
Gitmek istemiyorum.
Ben bu dünyaya
Zavallıları öldürmeye gelmedim.
Derdim sizi kızdırmak değil;
Ama yine de bilin ki
Kaçıyorum;
Gitmeyeceğim askere.
Doğduğum günden bu güne,
Babamın öldüğünü
Kardeşlerimin gidip de dönmediğini
Çocuklarımın ağladığını gördüm.
Annem de çok çekti,
Şimdi mezarda.
Ve gülüyor bombalara,
Ve gülüyor akreplere, kurtlara.
Tutsaktım
Çalmışlardı hayatımı,
Ruhumu,
O çok sevgili geçmişimi.
Yarın sabah erkenden
Geride bırakıp
O yitik yılları
Koyulacağım yola
Fransa’nın
Brötonya’dan Provans’a ulaşan
Yollarına vurup kendimi
İnsanlara yalvar yakar diyeceğim
İtaat etmeyi reddedin,
Aman sakın yapmayın
Savaşa gitmeyin;
Gitmeyi reddedin.
Eğer ille de
Dökülecekse bir kan,
Siz yüce bir öndersiniz Bay Başkan
Akıtıverin kendinizinkini.
Bir de varsa bir niyetiniz,
Peşime düşmek gibi.
Söyleyin polislerinize silahım yok;
Vurabilirler beni.
* * *
Eveeet, gerçek bir demokrasinin ne olduğunu da, bazen örneklemek gerekiyor.
* * *
2’nci cemre de düştü, darısı üçüncüsüne...










