Ülke sorunlarıyla, “güncel”in çok dışında, İNSAN’la ilgili hafif bir meltem essin istiyordum yazının ilk satırlarında.
* * *
Ne çare ki, önceki akşam saat 22’de Can Dündar’ın NTV’deki “Canlı Gaste” programında dostum kere dostum Abdi İpekçi’nin kızı sevgili Nükhet İpekçi’nin, “acındırma kokması”ndan arındırmaya çalıştığı konuşmaları, beni bir kez daha allak bullak etti.
* * *
Dünkü Milliyet’in manşeti altında da, küçük bir kare içinde Abdi’nin hafif sola eğik başının fotoğrafıyla; babasının kurşunlarla delik deşik olmuş kanlı gömleğini göğsüne bastırmış olan Nükhet’in resmi vardı.
* * *
Ve Milliyet’in dünkü manşeti:
“BU ACIYLA YAŞIYORUM
Abdi İpekçi’nin kızı Nükhet İpekçi, suikasttan 31 yıl sonra katıldığı televizyon programına babasının cinayet günü giydiği gömlekle geldi ve isyan etti: Hâlâ aynı şeyleri konuşuyoruz”
* * *
Babasının kanlı gömleğini göğsüne bastırmış Nükhet’in resmi de, şu başlıkla verilmişti:
“KANLI GÖMLEĞİ EKRANDA GÖSTERDİ”
Başlığının altındaki açıklamalar da şöyleydi:
“Programda babasının vurulduğu gün üzerinde bulunan kanlı gömleği çıkaran Nükhet İpekçi, şöyle konuştu:’31 yıl bununla yaşadım. O yüzden dehşete kapılıyorum. O dönem bir amaca ulaşmak için birtakım kişiler işbirliği yapabilir. Ama biz hâlâ aynı şeyleri konuşuyoruz. Televizyona çıkmak bile bana çok ağır geliyor’ “
* * *
Saat 21’de de, her pazartesi akşamı olduğu gibi MEHTAP TV’de Prof. Dr. Eser Karakaş ile yazar Dr. Şahin Alpay’ın ve Prof. Dr. Mehmet Altan’ın “Akıl defteri” programı vardı.
* * *
Önceki akşam Prof. Dr. Eser Karakaş programa katılamamış, yerine emekli Askeri Yargıç Dr. Ümit Kardaş davet edilmişti.
* * *
Emekli Askeri Yargıç Dr. Ümit Kardaş, açık seçik 1950’ye kadar Türkiye’de “hukuk” olmadığını söylüyordu.
* * *
Şimdiye dek hiç bir hukukçu ve iktisatçının değinmeyi yeğlemediği “hukuk dışı askeri yargı “ ve “denetim dışı askeri harcamaları” da çarşaf çarşaf açıyordu.
* * *
Kardaş’a göre “Jandarma Komutanlığı”nın davranışları ve uygulamaları, “hukuk dışı olan yasaların” da dışındaydı ve doğallaştırılmış, olağan karşılanır olmuştu.
* * *
31 yıldır sisli bir perde arkasında kalmış olan Abdi İpekçi cinayeti ve önceki akşam emekli Askeri Yargıç Dr. Ümit Kardaş’ın, bütün hukuk fakültelerinde okutulması gerekli, “Akıl Defteri” programındaki açıklamaları...
* * *
1939 yılında İsmet Paşa, Cumhurbaşkanlığı’na seçilir seçilmez Başbakanlığa atadığı Dr. Refik Saydam da, ilk demecinde şöyle demişti:
- Her işimiz A’dan Z’ye bozuktur.
* * *
Nedense kimse de kurcalamaya kalkmadı 1923’den 1939’a kadar, yani Gazi döneminde; bir Başbakan tarafından yapılan her işin A’dan Z’ye bozuk olduğu iddiasını...
* * *
Yine önceki gün, öğleüstü Caddebostan’da, babasının eski bir İşçi Partili olduğunu bildiğim, sevimli genç bir hanım da bendenize soruyordu:
- Siz gerçekten Poyrazköy’de silahlar bulunduğuna inanıyor musunuz diye; sonra da, bugünkü iktidarı kastederek:
- Bunlar gitsin de, kim gelirse gelsin yerine, diyordu.
* * *
Milyonlarca insan, ne menem bir ülkede yaşadığını bilmeden yaşıyordu “ana vatan”ında...
* * *
Hukukçuluğunun da, “medeni cesareti” düzeyinde yüksek olduğu anlaşılan Ümit Kardaş da, şöyle diyordu:
- Türkiye’de tanklar alınmasına kimin karar verdiği belli değil. O tanklar kaça alındı, sonra bozuk çıktı da ne yapıldı; o da belli değil.
* * *
Nihayet Türkiye’de, “hukuk”un ne kadar kötürüm olduğu, şeffaflaşmaya başlamıştı.
Ancak henüz son 80 yılda Devlet “Bütçeleri”nin nasıl kullanıldığı ve gerek sivil-asker bürokrat, gerek politikacı “mevki sahipleri”nin bize kaça mal olduğu meçhul mü meçhul...
* * *
Temelde genç kuşakları bekleyen “uzay çağı” sorunu ise şu:
- Rusya’nın da Avrupa Birliği üyesi olması, İstanbul depreminden önceye mi rastlayacak, sonraya mı?
* * *
Yaşayanlar görecekler, hangisinin hangisinden önceye rastlayacağını.
Bugün bu tür sorunlar, umurlarının teki bile olmasa da...
* * *
Bendeniz İNSAN’la ilgili hafif bir meltemin esmesinden yanaydım satırlarda...
Kuru sıkı Ramazan topuyla, “kalk borusu”na döndü yazı.
* * *
6 kişiye 1 kitabın, 20 kişiye 1 gazetenin düştüğü Türkiye’de; insanların “okuma-yazma” ile başlarının hoş olmadığını hepimiz biliyoruz.
* * *
Genç dostların çoğu, pek bir şey okumuyor; okursa da anlamıyor; kazara anlarsa da, doğru dürüst anlatamıyor.
Çünkü güncel Türkçe, 200-300 sözcüğe düştü; sanki yavaş yavaş eriyor.
* * *
Geçtiğimiz cumartesi ressam Komet’e de rastladım; laf aramızda, o da 70’ine gelmişti.
* * *
Komet’i Paris’te ilk tanıdığımda, yıl 1973’dü. Komet, 33 yaşındaydı, bendeniz de 46’sında; Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün özel affıyla yeni çıkmıştım Sağmacılar Cezaevi’nden.
* * *
Bir gün Paris’te Komet’e:
- Benim yaşıma geldiğinde ne yapacaksın, diye sormuştum.
O da:
- Ben o kadar yaşamam, demişti.
* * *
Bugün aynı soruyu, 50’sini geçmiş dostlara sorduğum zaman dahi yine aynı yanıtı alıyorum:
- Ben o kadar yaşamam...
* * *
Sanki korkuyorlar gibi, daha da yaşlanmaktan; unutmak istiyorlar nasıl ve “ne olacaklarını”...










Kadir İnanır, ‘Elveda Katya’ diyor!