MagazinRSS
Tümü
11 Mart 2010 - 01:23

“Bir hakikat var mı derken bir hayale döneriz”
Rıza Tevfik

Çetin Altan Şeytanın gör dediğic.altan@bnet.net.tr Tüm Yazıları »

İletişim teknolojisindeki beklenmedik aşamalar; Türkiye’nin de, “isteka” ile vurdukça, üstünde 3 topun yuvarlanıp durduğu bir bilardo masasına benzediğini ortaya çıkarmakta.
* * *
O 3 toptan biri “yakınma”, ikincisi “suçlama”, üçüncüsü de “övünme”...
* * *
Son yüz yılda Türkiye’de yaşamış olanların ömürleri içindeki, tüm “yakınmaları, suçlamaları, övünmeleri” kayda geçebilmiş olsaydı...
Acaba ortaya nasıl bir Şark senfonisi çıkardı?
* * *
Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte, Hazine’den geçinmeli mesleksiz “mevki sahipleri”nden “yakınma” da yasaklanmıştı, onları “suçlama” da; sadece “övme ve övünme” serbest bırakılmıştı.
* * *
Gerçi Gazi’den sonra İsmet Paşa iktidara geldiğinde ilan edildi ki:
- Her işimiz A’dan Z’ye bozuktur.
* * *
Daha sonra iktidara gelenler ise:
- Bir enkaz devraldık, demeye başladılar.
* * *
Ama kimse, A’dan Z’ye bozuk olan işlerle; devralınıp duran enkazın, Türkiye’ye kaça mal olmuş olduğunu şeffaflaştırmadı.
* * *
Salı gecesi Cüneyt Özdemir de, CNN Türk’teki “Ne, Neden, Nerede, Nasıl, Ne zaman ve Kim” anlamına gelen “5N, 1K” programında; Gölcük depreminden sonra “vasıtalı vergiler” olarak gerçekleştirilen ve toplamı 27 milyar TL’yi bulan “deprem vergisi”nin; gerçekten depremzedelerle, depremlere karşı önlem alınmakta kullanılıp kullanılmadığını araştırıyordu.
* * *
Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu gibi bir türlü çözümlenememiş sorunların; Türkiye’ye kaça mal olduğunu açıklayan bir siyasetçi ise henüz çıkmadı.
Nasıl ki son 80 yılda silah alımlarına kaç yüz milyar dolar harcanmış olduğunu da kimse bilmemekte.
* * *
Sadece son Elazığ depreminden sonra, kerpiç evleri yerle bir olan dağ köylülerinin; buz gibi bir havada geceyi çadırlarla, yaktıkları ateşlerin etrafında nasıl geçirdikleri izlenip bilinmekte.
* * *
“Yakınma, suçlama ve övünme”den ibaret 3 bilardo topunu, oradan oraya yuvarlamakla geçen ömürler...
* * *
Övünmeye bayılıyoruz ama sanat ve bilim alanındaki evrensel değerlerimizi de tanımıyoruz.
* * *
Viyana kapılarına kadar gitmekle övünmekten, çok daha İNSAN’cıldır; sanat dehalarıyla, evrensel müzelere sahip olmak.
Ama onun için de, hayatında hiç kadın berberine gitmemiş milyonlarca kadının değil, bir tek kadının bile bulunmaması gerekir.
* * *
Şu gerekir, bu gerekir; o gerekmez, öteki gerekir...
Benim dediğim doğru, seninki yanlış; senin dediğin yanlış, benimki doğru...
* * *
Adamın biri, doktora gitmiş:
- Doktor, demiş; geceleri uykumdan bir şikâyetim yok ama; sabahları işe gittiğimde, nefesim daralıyor, yüzüm kızarıyor, boğulur gibi oluyorum.
* * *
Doktor:
- Lütfen soyunun, demiş; ve inceden inceye bir muayeneden geçirmiş kendisini.
Sonra da:
- Sorun karaciğerinizde, demiş; ameliyat olmanız gerek.
* * *
Adam, bir hastaneye yatmış ve karaciğerinin bir parçasını almışlar; 2 hafta sonra da çıkmış hastaneden.
* * *
Tekrar işine başladığında, gidip tuvaletteki aynaya bakmış; yanaklarının kızarmış olduğunu görmüş; nefes alırken de yine zorlanmaya başlamış.
* * *
Bu kez çok daha ünlü bir uzmana gitmiş adam.
Ve uzman, bir yığın testten geçirdikten sonra hastaya:
- Sorun mideden geliyor, demiş; ameliyat olmanız gerekiyor midenizden.
* * *
Adam, başka bir hastaneye yatmış bu sefer; midesinin yarısını almışlar. Nekahet döneminde de çok rahat etmiş; ne yüzü kızarmış, ne nefesi daralmış.
* * *
1 ay kadar bir süre sonra, iyileşmiş olmanın sevinciyle çıkmış hastaneden ve epey de bir para ödemiş.
* * *
Ne var ki, ertesi gün işe giderken, yine nefesi tıkanmış, yüzü kıpkırmızı kesilmiş ve yere yıkılmış.
Kendisini hemen bir ambülansla bir hastaneye kaldırmışlar; bütün doktorlar başına toplanmış, her biri ayrı ayrı dinlemiş nelerden yakındığını ve sonunda kalın bağırsağının alınmasına karar vermişler.
* * *
Adam 3 ay sonra çıkabilmiş hastaneden, kendisine:
- Bundan böyle ne yüzünüz kızaracak, ne de nefesiniz tıkanacak, demişler; ancak 5-6 aylık bir ömrünüz var. İyi geçirmeye çalışın.
* * *
Zavallı adamcağız, hiç değilse son aylarını iyi yaşamak için elindeki avucundakiyle büyük bir mağazaya girmiş; 5 takım elbise, 12 değişik kravat, 20 çift ayakkabı almış.
Arkasından da:
- 5 ay süreyle her gün değiştirmek için, 150 tane de gömlek istiyorum, demiş.
* * *
Tezgâhtar:
- Önce ölçünüzü alayım, demiş; kol uzunluğu 57; bel 75; boyun da 40.
* * *
Adam:
- Boynum 37, demiş; 40 değil.
Tezgâhtar ısrar etmiş:
- Hayır efendim, demincek ölçtüm; boynunuz 40.
- Ben size 40 değil, 37 diyorum.
* * *
Tezgâhtar:
- Bakın, demiş; istediğiniz gibi olsun ama, yakası 37 olan gömlek giyerseniz, sık sık yüzünüz kızarır ve nefes alamaz olursunuz.
* * *
Murat Belge’nin kulakları çınlasın; çünkü o da:
- Türkiye’ye bir “deli gömleği” giydirilmiş, der durur.

Reklamlar & Kişisel Ürünler

Milliyet.com.tr HEP YANINIZDA
©Copyright 2010